Bugun...
ÇANAKKALE ZAFERİ / 18 MART ŞEHİTLER GÜNÜ KUTLAMALARI VE UNUTULAN KAHRAMANLAR
Tarih: 17-03-2015 17:36:00 + -


Şanlı Türk Tarihi’nin eşsiz sayfalarından biri olan, Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılını ve 18 Mart Şehitler Günü’nü büyük bir gurur, coşku ve övünçle kutluyoruz.

ÇANAKKALE  ZAFERİ  /   18  MART  ŞEHİTLER  GÜNÜ KUTLAMALARI   VE    UNUTULAN   KAHRAMANLAR

            Bu zafer, İstanbul’u işgal ederek Osmanlı İmparatorluğuna son vermek ve Anadolu topraklarını aralarında paylaşmak için, İngiltere ve Fransa liderliğinde, bir çok Avrupa ülkesi, Avusturalya, Yenizelenda,  Anzaklar, Gurkalar’dan oluşan yedi  düvelin ordularına  karşı verilmiş amansız bir mücadelenin ismi olup,  aynı zamanda, “ÇANAKKALE  GEÇİLMEZ” sözünün, insanlığın hafızasına kazındığı kutsal bir destanın ismidir. Bu yönüyle, Çanakkale Savaşı,  eşsiz bir ZAFER, inanılmaz bir DESTAN olarak da anılır.  Bu günün 18 Mart Şehitler Günü olarak da kutlanmasının  da ayrı bir önemi vardır.

Çanakkale Savaşları,  16. Kolordu, 9. Tümen ve 3 Alman taburundan oluşan Anafartalar Gurubu’nun Komutanı olan Kurmay Albay Mustafa Kemal tarafından, Türk Askeri’ne “savaşmanın değil, ölmenin emredildiği “ bir mücadelenin adıdır.  Mehmetçik,  taarruz emriyle birlikte süngü takarak düşmanın ileri mevzilerine saldırmış ve İngiliz kuvvetlerini geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Bu ileri mevzi saldırılarında 17 bin Türk askeri, 25 bin İngiliz askeri şehit olmuştur. İngiliz tarihçiler, “Türk birliklerinin karşı taarruz planı hayranlık vericiydi” diye yazmışlardır.  Bu savaş, sadece, bu özelliği ile bile, dünyada başka bir örneğine rastlanılamayacak ölçüde bir zafer  olmaktadır. Savaş sırasında, çatışma alanlarında  metre kareye 5000 mermi düşmüştür. Türk Askeri, kayda geçen rakamlara göre 87 000 şehit vermiştir. Seferberlik ilanı ile başlayan ve savaş sonrası gazilerin evlerine dönüş yolunda hastalık ve zayıflıktan verdikleri kayıpları da kapsayacak şekilde hesaplama yapıldığında,  bu savaş sürecindeki insan kaybımızın yaklaşık 240 000 kişi olduğunu söyleyen bilim adamları da vardır.

Çanakkale Savaşı,  I. Dünya Savaşı sırasında, 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda  Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebelerini kapsar. Müttefik  Devletler; Osmanlı Devleti’nin başkenti konumundaki İstanbul’u alarak boğazların kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir tarımsal ve askeri ticaret yolu açmak, Alman müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’na girmişlerdir. İngiliz savaş gemileri, Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusrat mayın gemisi ile bir gece önce gizlice döşenen mayınlara çarparak, Amiral gemileri dahil,  18 Mart 1915 günü boğazın derinliklerine gömülmüştür. Çanakkale'nin, karadan yardım görmedikçe geçilemeyeceğinin anlaşılması üzerine, İngiliz, Fransız ve Anzaklardan (Avustralya, Yeni Zelanda ordusu) kurulan 70 000 kişilik kuvvet, 25 Nisan 1915'te Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerinde karaya çıkarıldı. Düşman kuvvetleri, 109 harp ve 308 nakliye gemisi ve özel çıkarma araçlarıyla denizden desteklenmekteydi. Denizden geçemeyen düşman karaya asker çıkararak geçmeyi denemiştir.  Kara savaşlarında göğüs göğüse savaşan askerimiz,  Mustafa Kemal komutasında, Anafartalar, Arıburnu, Conkbayırı ve Kilitbahir’de düşmanı yenerek önemli başarılar elde etmiştir.

Çanakkale siperlerinde, ön saflarda olan Yahya Çavuş ve emrindeki tüm askerleri, Atatürk (o zamanlar Mustafa Kemal)’den aldıkları “ size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum “ şeklindeki emri uygulamışlar ve topluca şehit olmuşlardır.  Bazı birliklerde, biraz sonra şehit olan arkadaşlarının yerini almaya hazırlanan askerlerin, kendi cenaze namazlarını kıldıkları dahi anlatılmaktadır. Ünlü Seyit Onbaşı, bir orman köyünde ormancılığı bırakarak cepheye koşmuş bir asker olarak, top vinçlerinin isabet alması nedeniyle, 170-240 kilogram ağırlığındaki top mermilerini tek başına namluya yerleştirmesiyle tanınmıştır. Bu dev gibi askerin şöhretini duyan ve teftiş sırasında  kendisini  gören bir üst komutan “ bu dev asker yarım ekmekle doyamaz, ona, öğünlerde bir ekmek verilsin “ direktifini vermiştir. Bu emir üzerine, masasına bir ekmek konmuş olan Seyit Onbaşı, yemekten kalkınca, ekmeğinin yarısını yediği, diğer yarısını bıraktığı görülmüştür. Sebebi sorulduğunda “ elbette karnım duymadı, fakat, yarım ekmek yemek zorunda olan arkadaşlarımın bakışları altında, ben, bir ekmek yiyemezdim “ diyerek onurlu bir davranış sergilemiştir.

Çanakkale Zaferi kutlamalarında, askerlerimizin kanlarıyla yazmış oldukları destanı ve kahramanlıklarını geri plana atma ve özellikleAtatürk’ü bu savaşta yok sayma gayretlerinin iç ve dış destekli bir sinsi plana göre yürütüldüğüne tanıklık etmekteyiz. Geçen yıllarda, bir Türk yönetmen tarafından ve yabancıların destekleriyle çekilen “ Gelibolu “ filminde görülmüştü. Filmi izleyip dışarı çıkanlar “ bu filimde biz yokuz, Türk Askeri ve Atatürk yok “ diye tepki göstermiş, filmi çeken yönetmen, bu tepkilere karşı, milletin gözüne bakarak “ film böyle olmasaydı dışarıdan bu kadar destek göremezdik “ demiştir. Bu yaklaşım,  vatanımızı ele geçirmek ve milletimizi yok etmek için  saldıran vahşileri ön  plana çıkararak masum gösterme çabalarının bir sonucudur.

Çanakkale Zaferi kutlamalarında Mustafa Kemal’i geri plana atmak  gayretlerini esefle izlerken, batılı devletlerin Çanakkale’deki başarıları nedeniyle Mustafa Kemal’e vermiş oldukları madalyaları tekrar hatırlıyoruz.

-Alman İmparatoru 1. Ferdinand, 23 Mart 1915, Aziz Alexander nişanı

-Osmanlı Padişahı Mehmet Reşat, 30 Nisan 1915, Gümüş İmtiyaz madalyası,

- Padişah Mehmet Reşat, 01 Eylül 1915, Gümüş Liyakat Madalyası,

-Alman İmparatoru, 28 Aralık 1915, Demir Haç Madalyası,

-Padişah Mehmet Reşat,  17 Ocak 1916, Altın Liyakat Madalyasını vermişlerdir.

Ulu Önder Atatürk liderliğinde kurulmuş olan Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ankara’da bir balo tertiplenmiştir. Yabancı misyon temsilcileri de balodadırlar. İngiltere askeri ateşesi olan  bir yüzbaşı, baştan itibaren sinirli bir yüz ifadesiyle sürekli Atatürk’ü izlemektedir. Bir ara bu bakışlarının nedeni sorulduğunda “ benim dedem Çanakkale’de öldü, o savaşın komutanı da Atatürk idi “ dermiştir. Bu sözü duyan Atatürk “ o yüzbaşıya sorun bakalım, dedesinin Çanakkale’de işi neymiş? “ karşı sorusunu sormuştur. Bu soru, günümüzde asla soramadığımız  bir soru olmaktadır.

Çanakkale Savaşları sırasında iki  askerimizin sırtındaki giysileri gösteren ve altında  “1915 yılı Çanakkale 57.  Tayyare Alayı “  yazılı resim her yerde yayınlanmakta olup, bir sureti bu yazıya eklenmiştir. Yaşlı ihtiyar, asker sivil, öğrenci çoban demeden milletçe Çanakkale mücadelesine iştirak edilmiştir. Kayseri Lisesi tüm öğrencileri ve İstanbul  Tıbbiye (Tıp Fakültesi) öğrencileri topluca cepheye koşarak şehit olmuşlardır. Türk Askerinin vatanını kahramanca savunması düşmanlarında bile hayranlık uyandıracak seviyededir. Bu savaşlarda erlerimizin kıyafetlerini resimlerden izleyebiliyoruz. Bir de yemek listelerine   göz atalım.                                                 

  Yemek Listesi tarihi :                  Çanakkale, 43. Piyade Alayı  Yemek Listesi  :         

- 15 Haziran 1917 günü                               . Sabah  : üzüm hoşafı

                                                                     . Öğlen  :  yok

                                                                     . Akşam : yağlı buğday çorbası ve yarım ekmek.

- 18 Haziran 1917 günü                               . Sabah : yok

                                                                     . Öğlen : yok

                                                                     . Akşam : üzüm hoşafı ve yarım ekmek.

- 26 Haziran 1917 günü                               . Sabah : yok

                                                                     . Öğlen : yok

                                                                     . Akşam : üzüm hoşafı ve  yarım ekmek

- 08 Ağustos 1917 günü                               . Sabah : yarım ekmek

                                                                      . Öğlen : yok

                                                                      . Akşam : üzüm hoşafı ve yarım ekmek…

 Kurtuluş Savaşı sırasında, erlere, sabah kahvaltısında verilecek olan siyah zeytin sayısının 3 veya 5  adet olması konusunda şiddetli tartışmalar yapıldığı da bilinen bir vakıadır. Bu konuya değinen bir tarihçi, mücadelenin tam olarak anlaşılabilmesi için, o zamanların meclis tutanaklarının incelenerek yayınlanması gerektiğini söylemektedir. İşte, tarihimizin şanlı bir destanını yazan Türk Askeri, bu yemek listesi ile beslenerek, Türk Milleti’nin, tarihin her döneminde kutsal saydığı “ VATAN, BAYRAK, MİLLET, DEVLET VE BAĞIMSIZLIK “ gibi değerleri uğruna savaşmış ve yedi düvelin kuvvetini dize getirmiştir. Bu savaşta, Taşeli yöresi ve Toroslar diyarından da binlerce delikanlı cepheye koşmuş ve canlarını düşman mermilerine siper etmiştir. Bu askerlerden çok azı sağ olarak memleketlerine dönebilmiş olup, şehit olanların kimlikleri ve listeleri tutulmamış olduğundan üç  nesil geçmiş olmasına rağmen bir çoğu unutulup gitmiştir. Köylerimizdeki geniş ailelerden 6 kişinin bu savaşlar sırasında askere alındığı ve sevklerinin yapıldığı, hiç birinin geri dönmemiş olduğu, isim ve sülaleleriyle  birlikte sabittir. Fakat, hafızası zayıf, okuyup yazması eksik denen bizler gibi, bu şehitlerin, yazanı, konuşanı ve hatırlayanı olmadığından unutulmuşlardır. Yazar “şehitler, asıl unutuldukları zaman ölürler“ diye boşuna dememiştir.

1915 yılının sonbahar ayları, kanlı fakat sonuç alınamayan çarpışmalarla geçti. Türk başkumandanlığı, 1. Orduyu Gelibolu'ya yolladı. Böylece, Türk Ordusu, 21 tümene çıktı. Başlangıçta, üç gün içinde Çanakkale Boğazını geçeceklerini sanarak giriştikleri savaşı bir an önce sonuçlandırmak isteyen İtilâf Devletleri, yeni kuvvetler sağlamağa çalıştılarsa da sonuç alamadılar. General Charles Monroe, Çanakkale'nin boşaltılması gereğini belirten bir rapor verdi. Bunun üzerine, 5 Aralık  1915 tarihinde iki İngiliz tümeni, Selânik'e gönderildi. Kasım ayında başlayan yağmur ve kar fırtınası, siperlerde birçok askerin boğulmasına sebep oldu. Neticede, çıkarma sahaları, düşman tarafından boşaltıldı. Gizlice yapılan boşaltma harekâtı sonucu, Ocak 1916'da Gelibolu yarımadası tamamen bırakılmış oldu.  Anafartalar ve Arıburnu çekilmesi sırasında dikkati dağıtmak için, düşman, 19 Aralık 1915 günü Seddülbahir bölgesine saldırdı. Buraya döşenmiş olan mayınlar, Türklerin düşmanı takibine imkân vermedi. Savaşlar, iki taraf için de büyük kayıplara sebep oldu. İtilâf devletleri, Çanakkale'ye önce 70 000 kişi göndermişlerdi. Sonradan bu kuvvet 500 bin kişiye çıkarıldı. Bunun 400 000'i İngiliz, 79 000'i Fransız ordusundandı. İngilizlerin kaybı, 115 000'i ölü, yaralı, esir ve memleketine gönderilen, 90 000'i hasta olmak üzere 205 000 idi. Fransızların kaybı 47 000 civarındaydı.

             Çanakkale Zaferi sonrası yöremizde yaşanmış olan bir olaydan da bahsetmem gerekiyor. Sarıvadi köyünden ve Eski Üniversite Rektörlerimizden, değerli bilim adamı Prof. Dr. Mümin KÖKSOY’un eserlerinden öğrendiğimize göre, Çanakkale Zaferi tüm Milletimizi sevince boğmuş ve yayınlanan bir emirle, zaferimizin şehirlerden köylere kadar her yerde kutlanması ve  kutlamaların nasıl yapıldığı bir raporla bağlı mutasarrıflıklara (Sancak Merkezleri) bildirilmesi istenmiştir. Bu zafer, Sarıvadi köyünde de coşku ile kutlanmış ve kutlamaların nasıl yapıldığı, köyün genç bilim adamı merhum Nuri Efendi tarafından, şiirsel bir anlatım ve manzum manileri kapsayan bir mektup şeklinde, o zamanlar  bağlı bulunulanSilifke Mutasarrıflığına gönderilmiştir. Bu duygu dolu şiirler ve anlatımları okuyan Mutasarrıf kutlamayı çok beğenmiş  ve Nuri  Bey’e özel bir teşekkür mektubu yazmış, zarfın üzerine “ Zata Mahsus “ yani Kişiye Özel damgası vurarak, iki jandarma ile Mut-Ermenek üzerinden Sarıvadi köyüne göndermiştir. Jandarmalar köye bir öğlen vakti gelmişler ve muhtar Hacı Mümin Efendi’den Nuri Efendiyi bulmasını istemişlerdir. Nuri Efendi, o gün yaylaya  keklik avına gitmiştir. Durumu bilen muhtar, jandarmalara “ Nuri ava gitmiş, bulamayızben hem muhtar, hem köyün ağası, hem de Nuri’nin babasıyım, mektubu bana verin, sizi bekletmeyelim “ der. Jandarmalar ise “mektup zata mahsus, zatın kendisi mutlaka bulunmalı, onu bulun “ diye çıkışır. Herkes mektubun içinde ne olduğu konusunda heyecanlanır. Yaylaya adamlar salınır ve Nuri bulunup köye getirilir. Mektup imza karşılığı sahibine teslim edilir ve heyecanla açılır. Köylü merak içinde sonucu beklemektedir. Mektup okunduğunda, Mutasarrıf’ın Nuri Efendiiçin yazdığı methiyeler duyulunca herkes mutluluk gözyaşlarına ve sevince boğulur.

            Millet olarak, sürekli tekrarladığımız “Şehitler Ölmez” sözü elbette bir anlam taşımaktadır. Şehitler ölmez, fakat , unutmayalım ki, “ şehitler, ancak unutulurlarsa ölürler” sözü de  bizlere sorumluluklar yükleyen bir başka deyiştir. Anadolu topraklarını VATAN yapmak için Malazgirt Savaşında şehit düşen Alpaslan ve kahraman askerlerinden başlayarak, Sarıkamış Harekatı, Filistin Cephesi, Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı, Kıbrıs harekatı, Bölücü Terör mücadelesi başta olmak üzere, tarihimizde yer alan tüm savaşlarda şehit olan kahramanlar ve  Milletimizi hedef alarak işlenen terör cinayetlerine kurban giden görev şehitlerimiz için ne kadar şükran duyguları beslesek de az kalacaktır.

 Bu anlamlı günü kutlarken, şehitlerin adını taşıyan sokaklardaki tabelaların bir gecede değiştirilip, yerine, Türkçe olmayan kelimelerin yazıldığı tabelaların asıldığı,  Kurtuluş Savaşı ve Kahramanlarının reddedilmeye çalışıldığı, isyancı hainlerin heykellerinin dikilip, övüldükleri, Cumhuriyet ve kurumlarının değersizleştirilmeye çalışıldığı, kahramanların ismini taşıyan birliklerin isimlerinin değiştirildiğini, şehitlikler temsili diyenlerin çoğaldığını üzüntüyle belirtmeliyiz.  Ankara sokaklarında, uzun yıllardan beri, Harp Okulu öğrencileri tarafından, Atatürk anısına yapılmakta olanGarnizon Koşusu’nun  yapılmadığını, Atatürk’ün Harp Okulu’na girişinin yıldönümlerinde, yani 13 Mart 2011 günü, Kara Harp Okulu’nda yapılan törende, 1927 yılında Ulu Önder tarafından yazılıp söylenmiş olan Gençliğe Hitabesi’nin birinci ve üçüncü paragrafları tam olarak okunurken, sadece, ikinci paragrafta yer alan bazı cümleler okunmuş ve “ istikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır..  Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış … “ şeklinde devam eden cümleler okunmamış olduğunu da hatırlatmalıyız.

  Millet olarak kutlamakta olduğumuz “18 Mart Şehitler Günü “ münasebetiyle, Milletimiz,  Vatanımız, Bağımsızlığımız, Bayrağımız ve Cumhuriyetimiz  uğruna en değerli ve kutsal varlıkları olan canlarını, bedenlerini feda  eden aziz şehitlerimizi sonsuz rahmet ve şükran duygularımızla bir kez daha  anıyoruz. 

            Yazan (Derleyen )  : Av. Naci SÖZEN,   17 Mart 2015   / ANKARA

 




Bu haber 2470 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜR-SANAT HABERLERİ