Bugun...
Değerli bir eser
Tarih: 01-02-2016 13:41:00 Güncelleme: 01-02-2016 13:45:00 + -


Editörlüğünü Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’ın yaptığı “Tanzimat’tan Günümüze Türk Düşüncesi”, fikir tarihimiz üzerinde çalışanlar için çok yararlı bir eser

Değerli bir eser

Süleyman Hayri Bolay Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve ardından Hacettepe Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’ndeyken tanıdığım felsefe profesörü. 19’uncu asırdan bu yana modern Türk siyasi düşüncesi üzerine eserler veren, İslam ve Batı felsefesinin, Türk münevverlerinin kafasında nasıl kaynaştığını ve ön planda mantıklarının nasıl mübareze (çatışma) ile yeni bir senteze gittiğini inceleyen hocadır.

Ben kendisini hayli geç tanıdım. 1937 yılı Konya Ermenek doğumludur. Ermenek bugün Karaman ilinin Torosların yamacındaki bir ilçesi. Şehrin Selçuki hakimiyetiyle yaşıt olduğu tespit edildi. Halkının bir kısmı baharın sonlarında hayvanlarını otlatmak için dağlara, yaylalara doğru yürüyüşe geçer ve bu göç eylül aylarında biterdi; yani Ermenek eski bir kışlaktan tekamül etmiş, sevimli bir Anadolu kasabasıdır.

İlkokulu komşu Bolay beldesinde bitiren Süleyman hoca, Konya Lisesi’nden sonra 1961 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun olmuş. Sivas, Ordu ve Ankara’daki öğretmenlik yıllarından sonra iki ders yılı Irak’ta, Bağdat Üniversitesi’nde Arap dili üzerinde çalışmış, bir yıl da Sorbonne’da felsefi konular üzerinde araştırmalar yapmış.

Her konuyu ayrı bir uzman kaleme aldı

19’uncu yüzyıl düşüncesi üzerinde Niyazi Berkes’ten sonra Mümtaz’er Türköne ve Süleyman Hayri Bolay’ın geniş araştırmaları olduğu bilinir. Alana çok önemli bir katkısı olan, Nobel Yayınları’ndan 5 bin sayfaya yakın, sekiz cilt halinde çıkan “Tanzimat’tan Günümüze Türk Düşüncesi” eserinde ilk iki ciltte siyasi-idari-sosyal düşünceler, üç ciltte bilim felsefesi, bir ciltte ahlaki ve edebi, son ciltte de dini ve tasavvufi düşünceler ele alınmıştır.

Süleyman Hayri hoca her ciltte giriş ve umumi değerlendirmeyi yazıyor. Bölümlerde de aynı sistem takip ediliyor. Her konunun altında alt başlıklar ayrı bir uzman tarafından kaleme alınmış. Mesela 19’uncu yüzyılın siyasi ve hukuki düşüncesinde Ahmet Cevdet Paşa’nın oynadığı rol açık. (56-174 sayfalar arasında, 1. cilt) Ahmet Cevdet Paşa ele alınmış. Tanzimat’ın büyük devlet adamı fakat her şeyden önce medreselerin son güneşi diye nitelendirilen Ahmet Cevdet Paşa’nın hukuk, tarih ve Türk dilinin sadeleşmesi üzerindeki faaliyeti ve yazdıkları inceleniyor. Giriş ve genel değerlendirme dışında Bedri Gencer, Necati Öner (Mantıkçı baba-oğul: Ahmet Cevdet, Ali Sedat), Ekrem Buğra Ekinci (Ahmet Cevdet Paşa’nın dine bakışı), Nurullah
Hacı Müftüoğlu gibi yazarların makaleleri var.

Süleyman Hayri bey, Ahmet Cevdet Paşa’nın eserlerini ve faaliyetlerini sınıflandıran gerekli makaleleri ve sunuşları yazan, genel değerlendirmede bulunan ve sekiz ciltlik eseri yönlendiren editördür. 19’uncu yüzyıl Türk düşüncesi üzerinde çalışanların vazgeçemeyeceği bir eser. Mesela Hikmet Yıldırım Ceykan’ın Mehmet Tahir Münif Paşa’sını, yine Süleyman Hayri hocanın Tunuslu Hayreddin Paşa ve Namık Kemal makalelerini belirtmeliyiz.

Bu sıradan bir bakış değil; farklı yönlerden konuları ele alan yazarların ortak çalışması. Tanzimat’tan günümüze Türk düşünürlerinin bir araştırmacının hayat boyu meydana getirdikleri ve tanıdıklarıyla birlikte kaleme aldığı bir katkı olduğu açık.

Leningrad kuşatması

Uzun süren inatçı bir Alman kuşatması ve ondan daha ısrarlı ve cesur bir savunma 27 Ocak 1944’te sona erdi. Rusya tarihi başkentini, modern Rusya’yı modern barbarlara karşı savunmuştu. Bu savunmada Almanya’yla savaşan Batılı devletlere has ölçüler yoktu. Şehirlerinin tarihi mimarisini ve eserlerini bombardımandan korumak için başkent Paris’i açık şehir ilan eden bir anlayış Leningrad’da söz konusu olmadı.

Düşmana teslim olmamak esastı. Bütün şehir ahalisi 850 güne yakın bir süre açlık ve soğukla boğuşmak zorunda kaldı. Bir çocuk babasına yazdığı mektupta, “Dün yiyecek bulduklarını, ondan evvelki gün ayakkabılarını haşlayıp suvurduklarını (emdiklerini)” söylüyormuş.

Acımasızyağma

Kayıplar sonsuzdu. Kuşatmanın çember halinde kapatamadığı tek bölge Ladoga Gölü’ydü. Leningrad halkının dünya ile tek teması, beslenme kaynağı ve umudu bu yol olmuştur.

Almanların ele geçirdiği banliyöler yani Peterhof ve yazlık saray acımasızca yağmalandı. Hatta II. Katerina’nın sarayındaki tablolar kadar duvarları kaplayan kehribarlar bile sökülüp götürüldü. Rivayet odur ki; Rusya’da mevcut olmayan bu kehribar Königsberg’te çıktığı için harbin sonunda Sovyetler Birliği tarafından sadece işgal edilmekle kalmayıp Rusya’ya bağlandı. Bugün Baltık Kıyısı’ndaki Rusya Federasyonu’nun vilayeti budur.

Kuşatma sırasında
Mariinsky Theatre’nin etkinlikleri durmadı. Üniversite ve akademi çalışmaya devam etti. Ama önemli kişiler, sanatçı ve bilim adamları ve zenginlikler Ladoga üzerinden karşıya geçirildi. Meşhur Ermitage’ın değerli eserleri bombardıman tehlikesine karşı alt kattaki bodrumlara ve yeniden düzenlenen hücrelere taşındı. Sarayın savaş sırasındaki korunması o zamanki müdür ve bugünkü müdürün babası olan profesör Piotrovsky sayesindedir.

Stalingrad ve Orta Rusya’da bir yıl önce gerilemeye başlayan Almanlar Rusya’nın kuzeybatısındaki Leningrad bölgesinde direnmeye devam etti. Bu harbin anlaşılamayan Alman çılgınlıklarındandır. 

 




Bu haber 970 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GENEL HABERLERİ

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR