Bugun...

Yasemin ÇİN
Yüce Yaratıcı’nın Kitabı KUR’AN
Tarih: 02-09-2014 12:45:00 Güncelleme: 02-09-2014 12:45:00


       Allah, son ilahi Kitabı Kur'an'da; muhteşem güzellikte ahlaki öğüt, tavsiye, önerilerde bulunurken, dünya ve sonsuz yaşama dair de uyarılarını yapmakta, sürekli işletilmesini, kullanılmasını istediği akılla, insanlara sadece Kendisine bağlı kalarak, kula kul olma onursuzluğundan kurtulmalarının ve özgürlüklerine kavuşmalarının ilkelerini vermektedir. Kur’an; yaşamın Kitabıdır, yaşam eğitim Kitabıdır, bizi hayata hazırlar, hayat hakkında bilgilendirir, öğretir, rehberlik eder, zorluk ve sıkıntılara nasıl dayanılabileceğinin ipuçlarını verir. Kur’an’da eğiten, öğreten Allah’tır. Yani Yaratıcı Kaynağımızdır. Bize Kur’an aracılığı ile öğretmenlik yapar. Sevgisi, şefkati ile sarıp sarmalar, ısıtır, kolaylık yollarını gösterir, dayanma gücü verir.  Ayrıca, sürekli ve anlamı üzerinde düşünülerek okunan Kur’an, zaman içinde subjektif Allah algısını objektif hale getirir.

 

         Bakın Kur’an’da Yüce Yaratıcı bizlere neler söylüyor?  “Arı-duru din, sadece Allah’ındır/Dinin tek sahibi Allah’tır.”(Nahl,52-Zümer,3)    “Dinde hükümleri sadece Allah koyar.”(Yusuf,40)       Bu hükümlerin tamamı da,“Hiç eksiksiz Kur’an’dadır.“(En’âm,38)      Allah’ın sözlerinin toplamı ve Allah’ın; dinde ki, tüm ilke, kural ve hükümleri  Kur’an’da, sadece Kur’an’da yer almaktadır. Din, sahibi Allah’a teslim edilmeli, tüm aracılardan, rivayet/hikaye/hadis anlatıcılardan kurtarılmalıdır.

        "Din"; ne dediğini bilmeden yatıp kalkma olarak icra edilen "namaz",  günde beş defa-benim inandığım gibi inanacaksın- dercesine, inanmayanlara ve başka dinden olanlara zorla/kötü mikrofonlardan dinletilen "ezan", bolca ve lüks olarak yaptırmakla günahların affedileceği zannedilen "cami", amacından çoktan sapmış "oruç", "kurban", "hac" olarak biliniyor. Ne acı! 

       Din’in tek kaynağı olması gereken Kur’an’ın, Arapça okutulması, anlaşılıp, yaşama uygulanabilir olmasında en büyük engeldir. İçeriği bilinmediğinden ya da yanlış bilindiğinden Arap örf ve âdetleri, Kur'an'ın önerdikleri gibi algılanmaktadır. Saç, sakal, kıl, kılık, kıyafet değildir Kur'an'ın derdi.
 Kur'an, sanki sadece kadının namusundan, başörtüsünden(?!), çok eşlilikten(?!), şekilsellikten ve şekilsel ibadetlerden ibaretmiş algısı yıkılmalıdır! Kur’an, mezarlıkta ölülere okunan Kitap olmaktan kurtarılmalıdır!

      Allah, Kur’an’da bizlere uyarılarını da yapıyor! “Allah isteseydi insanları tek bir toplum yapardı. Ancak uyarıcı elçiler göndererek, herkesi kendi yolunu seçmede serbest bırakmıştır.”(Şûra,8) ve “İster inansınlar, ister inanmasınlar.”(Kehf,29) Kur’an; kendi için; “Dileyen herkesin öğütler alacağı Kitap!”(Müddessir, 54,55) ve “Sadece Araplara değil, tüm insanlığa öğüt içeren bir çağrıdır.”(Kalem,52) demektedir. İlke çok açıktır. “Dinde; baskı, zorlama yoktur.”(Bakara,256) Üstelik bu öylesine serbest bir alandır ki, seçilmiş ve görevlendirilmiş Peygamberlerine bile zorla inandırma, baskı kurma hakkı vermemiştir. Muhammed Peygamber özelinde tüm insanlara seslenir:  “İnsanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?”(Yunus,99) İnanç konusu, kişinin bireysel tercihi, özgür seçim alanıdır. Peygamberler, Tanrı’dan aldıkları bilgileri insanlara aktaran, Tanrı tarafından yaratılmış ve görevlendirilmiş kullardır, din konusunda söz söyleme hakları yoktur, sadece elçidirler. Ayrıca Peygamberlik; Muhammed Peygamber ile sonlandırılmıştır.(Ahzâb,40) Artık kişilerin/elçilerin dönemi bitmiştir, ilkelerin yani Kur’an’ın ilkelerinin dönemi başlamıştır. Tüm bilgiler Kur’an’dan alınacaktır. Herkes anladığı dilde Kur’an’ı okuyacak, Tanrısı ile baş başa kalma özgürlüğüne kavuşacaktır. Maalesef bu böyle olmamış, ol(a)mamaktadır. Kur’an Arapça okutularak içeriğinin öğrenilmesi engellendiği gibi, “din”de tek söz sahibi Allah olmasına rağmen; Peygamberimizin yaratılmış ve görevlendirilmiş bir “kul” olduğu unutulup-unutturulup; Peygamber hadisleri, Peygamber sünneti denilerek yeni bir din kurulmuş, sorgusuz-sualsiz insanlara kabul ettirilmiştir. Peygamberimiz, 23 yıllık, çok zorlu/çetin, insanlığın özgürlüğü mücadelesinde, sadece Allah’a ve Kur’an’a hizmet etti!

        Asırlardır, dünya genelinde ve ülkemiz özelinde, "din"den  beslenenlerin, gerçek "din"in öğrenilip, kendilerine kulluğun bitmesi tehlikesine karşı uydurdukları ve empoze edip dayattıkları "Din sorgulanamaz!" sözünün  ardına sığındıkları "din", gerçekte; Tanrı'nın ahlaki öğütlerinden ve sonsuz yaşama dair uyarılarından oluşuyor. Sorgulanamayan, Tanrı'nın gerçek dini değil,  kutsallaştırılmış kişilerdir ve onların sözleridir.

      Tarihî süreç içinde ve günümüzde, kula kulluğun ön planda, tarikat, cemaat liderlerinin, şirketleşmiş Diyanetin fetvalarının geçerli olduğu ülkemizde, halk "din" adına; ticari, siyasi ve kişisel çıkarları için sömürenler ile "paraya" tapanlar tarafından sürekli aldatılmaktadır.   Dini kullananlar ile paraya tapanlar işbirliği yaparak, siyasi birliktelikleri ile gücü ellerine geçirmiş bulunuyorlar.           

            Ana-son ilahi Kitap Kur’an’ı  ve önceki ilahi Kitapları -sapma noktaları Kur’an tarafından düzeltilmiş haliyle- bilmeden  “din” konusunda konuşmak, geleneğin, örf-adetlerin, tarihî yanlışlıkların dayatmalarına teslim olmak anlamına gelir ki, bu bizleri doğruya/doğru bilgiye ulaşmaktan alıkoyar. Sistemin kurucusu Yüce Yaratıcı;  sistemini, hak, adalet, doğruluk ilkeleri üzerine kurmuş ve bu ilkelerini peygamberler aracılığı ile insanlara, yaşamlarında rehberlik etsin diye iletmiş. Bu ilkeler yerine, gönderilen peygamberleri kutsallaştıran, yani yaratılmış kulları ilahlaştırarak; onlar üzerinden kendi sapkın düşüncelerini insanlara “din” diye dayatan din tacirleri yüzünden bugün bu ilkelerden hiç söz edilmemektedir. Peygamberlerin ve kutsallaştırılmış kişilerin adı kullanılarak; her birinin tepesinde bir insanın bulunduğu mezhepler/dinler oluşturulmuş. Tepede; Musa Peygamberin olduğu Yahudilik, İsa Peygamberin olduğu Hıristiyanlık, Buda’nın olduğu Budizm, Muhammed Peygamberin olduğu Sünnilik, Ali’nin olduğu Alevilik, daha sonra alt kollarda da, pek çok kişinin temsil ettiği tarikat, cemaatler(Nurculuk, Fethullahcılık, Mevlevilik vb.).  Mezhep ayrımını kabul etmez KUR’AN ve mezheplere ayrılanlara acı azap uyarısında bulunur.(Rûm,31,32-Âli İmran,105).  Kitap tek, Allah tek; bu kadar mezhep, tarikat, cemaat vb. pek çok ayırım neden?!  Yaklaşık binbeşyüz yıldır tartışılan, konuşulan bu Kitap; “Acaba, ne diyor, nelerden bahsediyor, anlatılanlar doğru mu?” diye tüm ön yargı, ön kabulleri bir kenara koyup, okuyup anlamaya çalışma, araştırma çabasının gösterilmiyor olmasını anlamak mümkün değil. Okumayan, araştırmayan halkın böyle davranması bir derece anlaşılabilir ama bilgiyi, araştırmayı, sorgulamayı seven aydın kesimin de aynı yolda yürümesi çok acı verici!

           “Din” ile dini kullananı, dinden besleneni ayırmak şarttır. Bunun tek yolu Kur’an’ın söylediklerinin çok iyi anlaşılması, anlatılmasıdır.

                Dinden beslenenler, kendi kitaplarını, kasetlerini, sözlerini, bağlılarına, tartışmasız, sorgu sualsiz kabul ettirmekte, sözde “Allah ve Kur'an” demekte ama adaletten, insanı insan yapan ahlaki erdemlerden, dürüstlükten uzak işler yapmaktadırlar. Tanrı’nın, her hal ve şartta; adaletli, adil ve dürüst olunmasını isteyen ilkeler (Maide suresi,8.ayet-Nisa suresi,135.ayet gibi); nedense, ağızlarından "Allah-Kur’an-din-iman" sözleri düşmeyenler, din tacirleri, siyasetçileri tarafından hiç işletilmemektedir.!!!       

 

          "İslâm Cumhuriyeti(?!)" diye adlandırılan ülkelerin; kadınlarının örtülü, erkeklerinin de sakallı, sarıklı, cüppeli olmaları ve uyguladıkları yönetimsel dinci, yobaz şartların adına da "İslâm" demeleri, Tanrı'nın Kitabı Kur'an'da ilkelerini verdiği ve tanımladığı gerçek İslâm ile hiç örtüşmemektedir. Çünkü İslâm; insanı insan yapan değerleri, ilkeleri içeren, sadece Yaratıcısına bağlılık içinde, kula kul olma onursuzluğunu reddedip özgür olan, özgür kalan, barış, esenlik, huzur, mutluluk, iyi niyet, iyi düşünceler içinde, Yaratıcısını tanımaya çalışan bireylerin var olması, insanlığa faydalı işler yapılması, ilim-bilim üretilmesi, evrenin sırlarının bilimsel çalışmalarla çözülmesi demektir. Tüm dinlerin adıdır İslâm. Tüm peygamberler, İslâm'ın ilkelerini anlatmışlardır. (Tanrı'nın TEK olduğu, hiçbir şeyin, hiçbir kimsenin-Peygamber bile olsa- Tanrı'ya aracı olmaması gerektiği.) Ayıran, farklı isimler adı altında pazarlayan ve bunlardan maddesel kazanç elde eden, özellikle din adamları(?!) ve din tacirleridir. Din tacirlerleri için, Tanrı uyarısını, Kitabı Kur'an'da, (Âli-İmran suresi,78 ve 79.ayetlerinde) şöyle yapar: "Kitap verilenlerden bazıları, Allah'ın Kitabında olmayanı, Kitaptan sanasınız diye, çoşkulu bir dille anlatarak, Kitaba/Allah'ın Kelâmına benzetmeye çalışırlar. Allah'ın sözü olmadığı halde,"Allah böyle buyuruyor" derler. Bile bile Allah adına yalan söylerler. Hâlbuki Allah'ın kendisine kitap, bilgelik ve peygamberlik verdiği hiçbir insan kalkıp, "Allah'tan sonra bana da kulluk ediniz" diye insanları kendisine bağlamaya çağırmaz. Tam tersine "Okuduğunuz ve öğrettiğiniz Kitap gereğince, Allah'tan başkasını Rabler edinmeyin. Yalnızca Allah'ın kulları olun" der."

     "Din"in çıkar için kullanılması, Tanrı'nın mı, bizim mi sorunumuz ve bu sorunu Tanrı mı, biz mi çözeceğiz?!

          Yasemin Çin 



Bu yazı 1420 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI