Bugun...

Ahmet ÖZKAN
YOZLAŞTIRILAN AŞK KAVRAMI VE AŞKIN ESASI
Tarih: 30-11-2013 04:43:00 Güncelleme: 30-11-2013 04:43:00


Ne kadar kolay ve basitçe kullanır olduk aşk kavramını, ne kadar çok duyar olduk yılışık “Aşkım” sözcüklerini. Her şeyi yapaylaştırdığımız gibi aşkı da basitleştirdik ahir zamanda. Oysa aşk, söyleyeni titretecek, kalbini yerinden fırlatacak, benliğini sarsacak ağır bir kelimedir. Öyle kolay söylenmez.

Tarihe bir göz atsanız, adı “âşık” olarak yazılmış şahsiyetlerin aşkları için ne yaptıklarına ve aşkın kaynağına yolculuk yapan gönül ehli insanların hayatlarına. Acaba onlar nelere aşk demişler. “Aşk çeşmesinde gönül yıkayanlar” neleri sevmişler ve sevdikleri uğrunda neleri feda etmişler.

Bu âşıkların en meşhuru Mecnun’dur malumunuz. Hani Leyla’ya âşık olan Mecnun. Her şeyi Leyla olarak gören, leyla olarak bakan, Leyla olarak düşünen. Hani fâni aşktan ebedî aşka yol bulan ve Leyla’sından Mevla’sına ulaşan Mecnun. Ve Mecnun’un yolundan giden diğer Mecnun’lar.

Evet aslında “aşk” bir tanedir. Bütün sevgiler bu “bir”in tezahürleridir. Aşk, insan yaratılışındaki güzelliğin ve varlığın temelini oluşturur. Allah, insanı kendisine ayna olsun diye yaratmıştır. İnsan “ahsen-i takvîm”, Allah ise “hüsn-i mutlak”tır. Güzelliğin kaynağı Allah’ın güzelliğidir. Kulun Allah’ı sevmesi, sevgilinin rızasını arzulamak, onunla olmak için sabırsızlanmaktır. Aşk, ezelîdir, insanın mevlâsına duyduğu aşkın kaynağı Elest Bezmi’dir. Büyük âşıklardan Eşrefoğlu Rûmî, bu hususu şöyle dile getirir.

Siz şöyle sanmayın kim ben şimdi âşık oldum

Canım ezel gününde aşka dolaşa geldim

 

Kâlü Belâ gününden elestden ileriden

Türlü mihnete âşık anda sataşa geldim

Aşk, varından yoğundan, her şeyinden vazgeçmek, bir nevi kendini ateşten bir denizin ortasına atmak, bu uğurda fâni olmaktır. Aşkın kendisi derttir, derdin dermanı bizzat derdin kendisidir. Bunu bilen âşık, bilerek kendisini bu derdin içine atar.

Cihânı hiçe satmaktır adı aşk

Döküp varlığı gitmektir adı aşk

             

Belâ yağmur gibi gökten yağarsa

Başını ona tutmaktır adı aşk

Aşk sâfi, temiz bir kalp ister. Kibir, haset, kin gibi kötü huyların bulunduğu kalpte aşk olmaz. Aşkın girdiği kalp tüm bu kötü hasletlerden temizlenir. Aşk kalbi ma’mur eyler. İşte gönül gözünü barındıran kalp bu kalptir.

Aşkın neticesi vuslattır elbet. Ancak fâni aşklar vuslat ile son bulurken, gerçek olan ilahî aşk vuslat ile son bulmaz, sonsuzlaşır….Yakın dönem Hak âşıklarından Alvarlı Efe Hazretleri de aşkın neticesinde Mevla’nın rızası ve ikramından bahisle bu uğurda can vermeye razıdır.

 

Aşkın demi cinândır bir cennet-i cânândır

Seâdete şâyândır ikrâmı Rıdvân eyler

 

Serinde varsa sevdâ dilde olduysa peydâ

Bu LUTFÎ gibi şeydâ cânını kurbân eyler.

Şimdi size soruyorum, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü gibi adlarla sırf pazarlama mantığıyla empoze edilen günler, yukarıda bahsedilen sevgi ve aşkın neresindedir. Bu yüce aşk ve bundan zuhur eden diğer sevgiler bir güne sığar mı? Çok kıymetli bir ağabeyim anne sevgisini anlattığı bir şiirinde“Anne bir güne sığmaz” demişti. Evet, Rabbim’den zuhur eden anne sevgisi, eş, çocuk vs. sevgisi bir güne sığar mı? Elbette sığmaz, çünkü bunlar bir ömür boyu yaşanılacak sevgilerdir, sene de bir gün değil. Bizim sevgimiz pazarlarda değil gönüllerdedir.

Aşkın ve sevginin yozlaştırıldığı, pazarlara ve etiketlere indirgendiği günümüzde aşkı ve sevgiyi ve gerçek sevgiliyi idrak etmeye ne kadar çok ihtiyacımız var. Aşkın ve sevginin kaynağını öğrenip O’na yönelmeye ne çok muhtacız. Ne mutlu “âşık” olanlara, gerçek aşkı bulanlara. Her gününüz aşk olsun, aşkınız cemâl olsun…

 

                                                                      Dr. Ahmet ÖZKAN

                                                                              Erzurum

YORUMLAR:

Ahmet ÖZKAN    16 Şubat 2013, 16:22
Hasan Bey, öncelikle ilginiz için teşekkür ederim.Günümüzde aşk kavramının ne kadar yozlaştığı malumlarınızdır. Kişi aşkım dediği kişiyi bir gün sonra öldürebiliyor. Problem aşkta değil, aşkı anlamayan bizlerde.
Yazıda anlatılan aşkın esasının “İlahi aşk” olduğu ve diğer aşk ve sevgilerin bunların tezahürleri olduğudur. Allah aşkından zuhur eden dünyevi sevgilerinde kutsallığıdır. Eleştirdiğimiz meselede bu tip günlerin tamamen pazarlama mantığına hizmet etmesi ve toplumun buna alet olmasıdır. Hz. Peygamberin doğum gününe gelinde bu ezelden beri kutlanır zaten. Mevlid kandili Efendimizin doğumu değil midir. İnşaallah aşk ve sevgiye dair daha izah edici bir yazı kaleme alırız. İlginiz için tekrar teşekkür ederim. Saygılarımla…

Hasan Şimşek    15 Şubat 2013, 22:13
Beşeri aşk ile ilahi aşk arasında gidip gelmişsiniz. Tasavufî bir anlayışla işlemeye çalıştığınız ilahi aşk ile beşeri aşk arasındaki farkı netleştirebilirdiniz. Genel olarak sevginin olduğu yerde incelik, duygusallık olur. Kötülüklerden insan kendini korur. Sevginin olduğu yerde kötülük olmaz.Sevgili yerine göre tanrı, yerine göre anne,eş ve nişanlı olamaz mı? bunların hepsinin farklı bir yeri yok mu insan kalbinde. Bir zamanlar doğum gününe de tepki vardı. Şimdi Peygamberimizin doğum gününü bir hafta kutlamıyor muyuz? Toplum bu günleri kabullenmiş. Söylenecek bir şey olmasa gerek.Toplumda eleştirilecek o kadar davranışlar var ki onları gözleyip dini açıdan eleştirseniz topluma daha yararlı hizmet edeceğinizi düşünüyorum.Saygı ve sevgilerimle.



Bu yazı 4124 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI