Bugun...

Ali KOPLAY
Yeni Kamu Yönetimi Anlayışı Çerçevesinde 2011 Yılında Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin Getirdiği Yenilikler
Tarih: 01-07-2013 19:39:00 Güncelleme: 01-07-2013 19:39:00


Kanun hükmünde kararname, yasama organının (meclisin) konu, süre
ve amacı belirleyen bir yetki kanunu ile verdiği veya doğrudan doğruya
Anayasa'dan aldığı yetkiye dayanarak hükümetin çıkardığı kanun gücüne
sahip bir kararnamedir.

Hükümetlere böyle bir yetkinin verilmesinin nedeni, kanun
hükmünde kararname çıkarma usulünün, kanun çıkarma usulüne nazaran
daha pratik ve kolay olmasıdır. Kanun çıkarılması, çok kalabalık olan
meclislerin toplanmasının zorluğu, muhalefetin engellemeleri vb.
nedenlerle oldukça zaman almaktadır. Halbuki hayat şartları devamlı
değiştiğinden hukukun buna cevap vermesi, çözüm yolları bulması
gerekmektedir. İşte bu yüzden hükümetlere kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisi verilmek zorunda kalınmıştır. Zira hükümetler
meclislere nazaran daha çabuk toplanırlar, memleket meselelerine daha
iyi hakimdirler. 15-20 kişiden meydana geldikleri için daha çabuk
karar alabilirler. Ayrıca muhalefetin kanun hükmünde kararname
çıkarmasını engellemesi söz konusu değildir.
Bunun sonucu olarak ülkenin sorunları, kanunlara nazaran kanun
hükmündeki kararnamelerle daha çabuk halledilebilmektedir.
Kanun hükmündeki kararname, hemen hemen bütün dünya devletlerinin
Anayasalarında, özellikle demokratik parlamenter rejimlerde mevcut
bulunmaktadır. Ülkemizde ilk defa çıkarılan 1876 tarihli Kanun-i
Esasi'de (Anayasa'da) "Muvakkat Kanun" adı altında (mad. 36) Kanun
Hükmünde Kararname müessesesi mevcuttu. Fakat o günkü Jön Türkler,
İttihat ve Terakki hükümetleri bu maddeyi istismar ederek çok sayıda
Kanun Hükmünde Kararname çıkardılar. Bu tatbikattan korkulduğu için
1921 ve 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunları'nda (Anayasalarda)
Kanun Hükmünde Kararname Müessesesine yer verilmedi.
1961 Anayasası yapıcıları zaten güçlü hükümetlerden
korktukları için hükümetleri güçlü kılan kanun hükmünde kararname
yetkisini onlara vermediler. Fakat 1961 Anayasası'ndaki bu
eksiklikler, 1971'de ortaya çıktı. Yapılan değişiklik sonucu yaklaşık
100 yıl sonra kanun hükmünde kararnameler yeniden Türk Anayasa
Hukukuna girmiş oldu.
12 Eylül 1980 harekatından sonra, kanun hükmünde kararname çıkarma
yetkisinin hükümet için çok önemli bir selahiyet olduğu kabul edildi.
Nitekim 1982 Anayasası'nda, kanun hükmünde kararname müessesesi en
geniş bir biçimde yer almaktadır. Bu Anayasa bir normal dönemde, bir
de olağanüstü dönemde olmak üzere iki tip kanun hükmünde kararname
usulü kabul etmiştir.
Meclis, hükümete yetki verdiği kanunda, çıkarılacak kanun hükmünde
kararnamenin amacını, nelerle sınırlı olacağını, kullanma süresini ve
bu süre içinde birden fazla kanun hükmünde kararname çıkarılıp
çıkarılmayacağını belirler. Normal dönemlerde çıkarılacak kararnameler
Başbakanın başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu tarafından çıkarıldığı
halde, olağanüstü dönemlerde, sıkıyönetim ve savaş durumlarında
çıkarılacak kanun hükmündeki kararnameleri, ancak Cumhurbaşkanının
başkanlık edeceği Bakanlar Kurulu çıkarabilir. Normal dönemlerde
çıkarılan kararnamelerin Anayasa'ya aykırılığı iddia edilirse, bunu
Anayasa Mahkemesi denetler. Olağanüstü dönemlerde, sıkıyönetim ve
savaş durumlarında çıkarılan kararnameler yargı denetimine tabi
değildirler.
T.C. hükümetleri, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinden oldukça
istifade etmektedirler. Adalet ve Kalkınma Partisi yaklaşık olarak 10
yıldır ülkemizi idare etmektedir. 2002-2010 yılları arasında hükümetin
kanun hükmünde kararname çıkararak icraat yaptığı pek söylenemez.
Fakat 61.hükümetin çok fazla KHK çıkardığını görüyoruz. 2011 yılının
mayıs ayında; 03/05/2011 tarihli ve 27923 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan " 6223 sayılı kamu hizmetlerinin düzenli, etkin ve verimli
bir şekilde düzenlemesini sağlamak üzere kamu kurum ve kuruluşlarının
teşkilat, görev ve yetkileri ile kamu görevlilerine ilişkin konularda
yetki kanuna istinaden bakanlıkların örgütsel yapıları yeniden
düzenlenmiştir.

Çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin içeriğine girmeden
önce bakanlıkların kuruluş ve görev esasları hakkındaki 1984 tarihli
3046 sayılı kanuna değinmekte yarar vardır. Bu kanun'un çıkarılış
amacı 1.maddede belirtilmektedir. Buna göre, bu kanunun amacı, kamu
hizmetlerinin düzenli, süratli, etkili, verimli ve ekonomik bir
şekilde yürütülebilmesi için bakanlıkların kurulmasına, teşkilat,
görev ve yetkilerine ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir. Kanun'un
3.maddesinde; bakanlıkların kurulması, kaldırılması, mevcut
bakanlıların bölünmesi veya birleştirilmesi, bakanlıkların görevleri,
yetkileri ve teşkilatı bu kanun esaslarına göre düzenlenir" hükmü
bulunmaktadır.

Kanun'un 12.maddesinde; bakanlık ve bağlı kuruluşların
merkez teşkilatında ihtiyaca göre danışma ve denetim birimleri
kurulabilir. Bunlar; teftiş kurulu başkanlığı, hukuk müşavirliği,
basın ve halkla ilişkiler müşavirliği, ayrıca ihtiyaca göre, personel
genel müdürlüğü veya daire başkanlığı, eğitim dairesi başkanlığı,
idari ve mali işler dairesi başkanlığı ve özel kalem müdürlüğüdür.
Kanun'un 15.maddesinde; bakanlık merkez, taşra, yurt dışı teşkilatları
ile bağlı ve ilgili kuruluşların hiyerarşik kademeleri, hizmetin
özelliklerinden kaynaklanan farklılıklar dikkate alınmak kaydıyla
aşağıdaki şekilde düzenlenir.

Bakanlık Merkez Teşkilatında;
1-Müsteşarlık, müsteşarlığa bağlı genel müdürlük, kurul
başkanlığı veya daire başkanlığı, şube müdürlükleri şeflikler, bağlı
kuruluşlarda; genel müdürlük, daire başkanlığı, şube müdürlüğü,
şeflik, memurluk.
2-Taşra teşkilatı bölge kuruluşlarında; 1- bölge
müdürlüğü, şube müdürlüğü veya başmühendislik, taşra teşkilatı il
kuruluşlarında; Valilik, İl Müdürlüğü, şeflik, memurluk, ilçelerde
kaymakamlık ve ildeki kuruluşların şubeleri.

Söz konusu kanun, bakanlıkları şu şekilde saymıştır. 1-
Adalet Bakanlığı 2- Milli Savunma Bakanlığı 3- İçişleri Bakanlığı 4-
Dışişleri Bakanlığı 5- Maliye Bakanlığı 6- Milli Eğitim Bakanlığı 7-
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 8- Sağlık Bakanlığı, 9- Ulaştırma
Bakanlığı, 10- Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 11- Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı 12- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 13- Kültür ve
Turizm Bakanlığı 14- Çevre ve Orman Bakanlığıdır.
2011 yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin amaç ve kapsamı
1'inci madde de belirtilmiştir. Bu maddeye göre; kamu hizmetlerinin
düzenli, süratli, etkin verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini
sağlamak üzere;

a) Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının
yeniden belirlenerek;
1-Mevcut bakanlıkalrın birleştirlmesine veya kaldırılmasına,
yeni bakanlıkların kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve
ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,
2- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve
ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen
veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden
düzenlenmesine,
3-Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan
bakanlıkların görev yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine,
taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına, ilişkin düzenlemelerde
bulunmak üzere, bakanlar kuruluna kanun hükmümde kararname çıkarma
yetkisi vermektedir.[1]

2011 yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnamlerle 15 olan
icracı bakanlık sayısı 21'e yükseltilmiştir. Yetki yasasıyla
bakanlıkların bünyesinde yer alan hizmet birimleri de yeniden
düzenlenmiş, birimlerin örgütsel hiyerarşik ilişkileri oldukça
değiştirilmiştir. Ayrıca 657 sayılı devlet memurları kanununda, 3046
sayılı bakanlıkların kuruluş ve teşkilatı hakkındaki yasada
değişikliğe gidilmiş, çalışan personelin atanma, nakil, görevlendirme,
terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevkedilme usül ve
esaslarını yeniden belirlemiş, teftiş kurulu başkanlıkları üzerinde
önemli değişikler yapılmıştır.[2]

Bu yetki kanuna istinaden çıkarılan kanun hükmünde
kararnamelerle 5 adet yeni bankalık kurulmuş, 6 adet bakanlığın ismi
değişmiş, 2 adet bakanlığın ismi değişmemekle birlikte, örgütsel
yapıları tamamen değişmiş, ayrıca kamu yönetimi geleneğimizde uzun
zamandan bu tarafa var olan devlet bakanlıkları kaldırılmış, bunların
yerine yeni bakanlıklar kurulmuştur. Bunun yanında 8 bakanlığın adları
değişmemiş, ancak bazılarının teşkilat kanunlarında, kanun hükmünde
kararnamlerle kısmen değişiklik yapılmıştır. Şimdi bunların neler
olduğuna değinelim.[3]

1-Adı değişmeyen, ancak teşkilat kanunlarında kısmen değişiklik
yapılan bakanlılar: Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri
Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Maliye
Bakanlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı,
2-Adı değişmeyen, ancak teşkilat kanunları tamamen değişen
bakanlılar: Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı,
3-Adı ve teşkilat kanunları tamamen değişen bakanlıklar: -Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, eski adı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,-
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı- Eski adı Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı, - Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, eski adı Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı,- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı eski adı Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, eski adı

Çevre ve Orman Bakanlığı- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme
Bakanlığı- eski adı Ulaştırma Bakanlığı
4-Yeni kurulan bakanlıklar: -Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gençlik ve
Spor Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığıdır. Yukarıda görüleceği üzere; son
düzenlemelerle Başbakanlık ve 21 adet ismen sayılan bakanlık
bulunmaktadır.Bazı kamu Karum ve kuruluşlar ise doğrudan Başbakana ve
Başbakan Yardımcılarına bağlıdır.

-Başbakanlık teşkilat yapısını düzenleyen 3056 sayılı
kanunda; kanun hükmünde kararnamelerle kısmi olarak değişiklik
yapılmış, anılan kanunu'unun 19uncu maddesinin (a) bendinde, danışma
ve denetim birimleri arasında teftiş kurulu başkanlığı sayılmış ve
mevcut yapı korunmuştur.

Kanun hükmünde kararnamelerle kamu kurum ve kuruluşlarının
bürokratik yapılarında yaklaşık olarak 150 yıllık bir geleneği ve
merkezi devlet yapılanmasının ana omurgasını temsil eden ve teftiş
kurulu başkanlığı olarak adlandırılan bu yapı, bakanlıkların
ekseriyetinde değişikliğe uğramıştır. 646 sayılı KHK ile, Maliye
Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığı,
Gelirler Kontrölerleri Kurulu Başkanlığı kaldırılmış, bunların hepsini
içine alan vergi denetim kurulu oluşturulmuş, maliye müfettişleri,
hesap uzmanları, gelirler kontrölörleri ve vergi denetmenleri vergi
müfettişliği adı altında yeni unvanla bakanlıkta vergi denetim
hizmetlerinde çalıştırılmaya başlanmıştır. Bu durum maliye
bürokrasisinde köklü değişiklikleri ve yeni anlayışları da beraberinde
getirmiştir.

Maliye Bakanlığı'nın örgütsel yapısı içinde günümüze kadar,
farklı bürokratik alt-kimliklerin oluştuğu ve bunun sonucunda birimler
arası rekabetçi-yıkıcı bir çatışma eğiliminin ortaya çıktığı da bir
gerçektir. Bu çatışma alanının başında maliye bürokrasisinde vergi
incelemesi/denetimi yapmaya yetkili dört farklı birimin bulunması
gelmektedir. Kapsayıcı maliyeci örgütsel kimliğin (ya da üst kimliğin)
dışında, farklı birimler arasında oluşan bürokratik alt kimlikler
vergi denetim kadrolarını oluşturan müfettiş, hesap uzmanı, gelirler
kontrölörü ve vergi denetmenleri arasında gelişmiştir. Bu dört meslek
grubunun aynı işi yaptıkları dikkate alındığında aralarında ciddi bir
sürtüşmenin olduğu, gelirler kontrölerleri ve vergi denetmenlerinin
kurumsal aidiyet kültürlerinin gün geçtikçe zayıfladığı ifade
edilmektedir.
Üst düzey bir maliye bürokratının ise, denetim birimleri
arasındaki bu çatışmanın enerjilerini yok ettiğini ve kendilerini
etkinsizleştirdiklerini söylemiştir .[4] KHK ile Maliye Bakanlığında
denetimin örgütsel yapısının kökten değiştirilmesinin ardında, daha
etkili ve uzlaşmacı bir denetim anlayışının ortaya konması, bürokratik
ve örgütsel çatışmaların ortadan kaldırılması ve Maliye Bakanlığında
bürokratik kast sisteminin ortadan kaldırılması amacıyla yapıldığını
söylemek pek abartılı bir yaklaşım olmaz.
KHK'lerle, birleştirilen ve yeni isimler altında oluşturulan
bakanlıklarda ise, müfettişlerin ünvan açısından kazanılmış hakları
korunmuş görüntüsü verilmeye çalışılmış, bazı bakanlıklarda rehberlik
ve teftiş başkanlığı oluşturulmuş, teşkilat yapısında değişikliğe
gidilmeyen bakanlıklarda teftiş kurulu başkanlıklarının yapısına ise
bugün itibariyle dokunulmamış, sonuç itibariylede bakanlıklarda 4
farklı teftiş sistemi oluşturulmuştur. Bunlar;
1-Teftiş Kurulu olan bakanlıklar
2-Teftiş/Rehberlik/Denetim Başkanlığı olmayan bakanlıklar
3-Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı olan bakanlıklar
4-Denetim hizmetleri olan bakanlıklar

Kamu mali yönetim sisteminin yeniden yapılandırılması ve mali
saydamlık özel ihtisas komisyonu raporunda;[5] denetim ve teftiş
birimi bulunmayan kamu kurum ve kuruluşlarında denetim birimleri
oluşturulması önerilmesine rağmen yeni KHK 'lerle kurulan
bakanlıklarda; Avrupa Birliği Bakanlığında, Ekonomi Bakanlığında,
Gençlik ve Spor Bakanlığında ve Kalkınma Bakanlığında hiçbir denetim
birimi kurulmamış, Aile ve Politikalar Bakanlığında Denetim Hizmetleri
Başkanlığı kurulmuş, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu 'nun
müfettişleri, denetçi yapılarak denetim hizmetleri başkanlığına bağlı
olarak çalıştırılmaya başlanmıştır. Bazı bakanlıklarda ise, Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve
Su İşleri Bakanlığında Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı oluşturulmuştur.
Bu denetim örgütlerinde "Kurul" statüsü kaldırılmıştır.
KHK'lerde birim adı ve denetim elemanlarının unvanı üzerinde
değişikliğe gidilirken, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının görevlerini
belirten metinlerinde rehberliğe vurgu yapılmamış, mesleki
standartlar, performans denetimi gibi metinlere yer verilmemiştir.

Yeniden bir bürakratik yapılanmaya gidilirken, düzenlenen
konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi acaba ne kadar
doğrudur? Düzenlenen konuların aslında yasa metninde somutlaştırılması
gerekir.[6] Kurallaşma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin ortaya
konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu
koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi
yürütme organının takdir yetkisine bırakılabilir. Yürütmenin düzenleme
yetkisi sınırlı ve bağımlı bir yetki niteliğindedir.[7] Fakat devletin
veya yönetimin aslı fonksiyonlarından biri olan denetim, KHK'larla
yapılmaya çalışılmış, bakanlıkların her birisinde farklı düzenlemeler
yapılmış, devlette denetimde yeknasaklık bozulmuştur. Doğrusu, kamu
örgütlerinin yapısını tamamen değişikliğe uğratan bu KHK'larda yer
alan düzenlemeler, kanunla yapılarak uygulamaya konulmalıydı.

Kanun hükmünde kararnamelerle, teftiş kurullarının yapısı
alt-üst edilmiş, müfettişler denetçiliğe, uzman ve kontrölerler
müfettişliğe atanmıştır. Daha açık bir ifadeyle, Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı'nda denetçi yardımcılarının denetçi yeterlilik
sınavına girebilmeleri için uzmanlık tezi hazırlamaları ve bu tezin
juri tarafından kabul edilme şartı getirilirken, 640 sayılı Gümrük ve
Ticaret Bakanlığı KHK'nın geçici 3.maddesinin 12'inci bendi gereğince;
190 sayılı KHK'nın Gümrük ve Ticaret Bakanlığına ait Başkontröler,
kontroler ve stajyer kontrolörünün baş ve dolu kadrolarının unvanı
Gümrük ve Ticaret müfettişliklerine atanmıştır.Yine 633 sayılı KHK'nın
geçici 3.maddesinin 6'ıncı bendi gereğince, Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünde başmüfettiş, müfettiş ve müfettiş
yardımcısı kadrolarında bulunanlar, Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlığının Denetim Hizmetleri Başkanlığına ilgisine göre başdenetçi,
denetçi ve denetçi yardımcılıkları kadrolarına atanmışlardır.

644 sayılı KHK'nın geçici 3.üncü maddesinin 2'inci fıkrası
gereğince, Çevre ve Orman Bakanlığında Başmüfettiş, Müfettiş ve
Müfettiş Yardımcısı kadrolarında bulunanlar arasından, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı arasında
yapılacak protokolle belirlenenler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Başmüfettiş, müfettiş ve müfettiş yardımcısı kadrolarına başka bir
işleme gerek kalmaksızın halen bulundukları kadro dereceleriyle
atanmış sayılmış, Çevre ve Orman Bakanlığında başmüfettiş, müfettiş ve
müfettiş yardımcısı kadrolarında geçirilen süreler, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığında başmüfettiş, müfettiş ve müfettiş yardımcısı
kadrolarında geçmiş sayılır, hükmü getirilmiştir.

652 Sayılı Milli Eğitim Bakanlığı KHK'sının geçici 3'üncü
maddesinin 7'inci bendiyle 190 sayılı KHK ile Milli Eğitim Bakanlığı
Başmüfettişi, müfettişi ve müfettiş yardımcısı, Milli Eğitim
Başdenetçisi, denetçisi ve denetçisi yardımcılıkları kadrolarına
atanmış ve yeni kurulun, Rehberlik ve Denetim Başkanlığına
bağlanmıştır. İlk öğretim müfettişlerinin ismi de eğitim denetmeni
olarak değiştirilmiştir. Bunlardan denetimle ilgili en köklü
değişiklik Sağlık Bakanlığının KHK'sıyla olmuştur. İleriki bölümlerde
bu hususa ayrıntılı olarak yer verilecektir.
3046 Sayılı Yasanın 12'inci maddesi gereğince, "danışma ve denetim
birimi" olan teftiş kurulları KHK'lerle yeniden yapılanma sonucunda,
örgütsel yapı olarak "hizmet birimi " konumuna getirilmiş, aynı
hizmeti yapan kişilerden bir bölümü "teftiş" bir bölümü, " inceleme ve
soruşturma" ile bir bölümü de bunlara ilaveten "rehberlikle"
görevlendirilmiştir. Söz konusu kanun hükmünde kararnamelerle, denetim
tek düzelikten çok yapılı bir konuma getirilmiş, örgütsel yapıları
tamamen değiştirilmiştir. Bu durumda, yeniden yapılanma denetimde
esnek bir örgüt yapısını beraberinde getirmiş ve denetimde esnek bir
kamu bürokrasisini oluşturmuştur.

Fakat her bir bakanlıktaki denetimle ilgili örgütsel yapı
değişmiş ve denetim karmaşasını öncekinden daha fazla tartışılır hale
getirmiştir. 637 Sayılı KHK ile Ekonomi Bakanlığında, dış ticaret
kontrölerleri kaldırılmış, yerine dış ticaret uzmanı kadrosu
getirilmiş, bu kadroya atananlar bakanlıkta denetim hizmetleri
başkanlığı olarak kurulan örgütsel yapının içine bağlanmış "bu
görevlilere "uzman " sıfatıyla inceleme ve soruşturmalar yaptırılmaya
çalışılmıştır. KHK ile kurulan bazı bakanlılarda, Avrupa Birliği
Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı Gençlik ve Spor Bakanlığı gibi
bakanlıklarının örgüt yapılarında, denetim hizmetleri başkanlığı veya
rehberlik ve teftiş başkanlığı gibi herhangi bir örgütsel yapıya yer
verilmemiştir.

Bazı bakanlıklarda, hiç hak etmediği halde teftiş
tüzüklerinde belirtilen şartları taşımadıkları halde, uzmanlar,
kontrolörler ve vergi denetmenleri çıkarılan kanun hükmündeki
kararnamelerle müfettiş yapılmış; müfettiş ünvanına sahip olanlar ise,
denetçi yapılarak bürokrasideki yerleri daha alt konumlara
indirgenmiştir. Yapılanların sonucu olarak, denetim elamanlarının
moral ve motivasyonu bozulmuş, denetimde etkinlik, etkililik ve
verimlilik zayıflamıştır.
Denetim elamanlarının görev, yetki ve sorumlulukları ilgili
tüzüklerinde ayrıntılı olarak belirtilmesine rağmen, çıkarılan
KHK'larla denetim elamanlarının görev, yetki ve mesleğe alınmaları
yönetmeliklerle belirlenir", hükmünü getirmiştir. Anayasa Mahkemesi;
KHK'lerde öngörülen denetimle ilgili olarak verdiği son kararlarında,
denetim elamanlarının görev yetki ve sorumluluklarının ve ayrıca
mesleğe alınmalarının yönetmelikle belirlenemeyeceğine
hükmetmiştir.Buradan anlaşılması gereken husus, Anayasa Mahkemesinin
denetim elamanlarıyla ilgili düzenlemelerin daha üst bir hukuk
normuyla yapılması gerektiğini belirtmiş olmasıdır.
Kısaca, denetim elamanlarının görev yetki ve sorumulukları
KHK ile değil, çıkarılacak müstakil bir denetim kanunuyla yapılması
gerekir. Çünkü, görkemli bir ağacın; gövdesini yasalar, dallarını
tüzükler, yapraklarını da yönetmelikler olarak tanımlarsa hata etmiş
olmayız. Gövdesi ne kadar kuvvetli, dalları ne kadar yaygın,
yaprakları da ne kadar canlı olursa o ağaç, doğayla o denli
bütünleşir, çevresine can verir. O ağaca ister havadan, ister karadan,
isterse denizden bakın görüntüsü insanı büyüler. Dallarını olmadık
zamanda, rastgele kestikçe gövdesine zarar veririz. Dallarına su
gitmeyen ağacın, yaprakları yeşermez, yaprakları olamayan bir ağaç
ise, dibine bile yarar sağlamaz. Anayasa, yasa , KHK, tüzük ve
yönetmelik hükümleri de aynen öyledir.[8] Kanun koyucular ve kamu
bürokrasisinde icrai karar verme yetkisinde olanlar görev ve
sorumluluklarını bu çerçevede yerine getirmelidir.
Konuyu bir bütün olarak değerlendirmek gerekirse; 21.yüzyılın ilk on
yılında ülkemiz, iç ve dış dinamiklerin etkisiyle, siyasal, sosyal,
ekonomik ve yönetsel alanlarda yoğun bir değişim süreci yaşamıştır.
Adalet ve Kalkınma Partsinin iktidara gelmesi ve Acil Eylem Planında
"Kamu Yönetimi "alanın da yapacaklarını kamuoyuna deklara etmesiyle,
bu yöndeki yapılan icraatların motoru konumunda olmuştur.


Kamu yönetimi, siyasal bir çerçevede faaliyet gösterir ve
siyasal gelişmelerden etkilenir. Kamu yönetimi reformu da yönetsel ve
örgütsel bir süreçten ziyade, siyasal bir süreçtir. Dolayısıyla,
siyasal sistemin doğası ve bu sistemdeki değişimler kamu yönetiminin
örgütsel yapısını ve işlevsel rölünü belirleyen temel unsurlardan
birisidir.[9] Türkiye, demokratikleşme sürecine paralel olarak, son on
yıl içerisinde kamu yönetiminde geniş kapsamlı yasal ve kurumsal
reformlar gerçekletirmiştir.

2001, 2004 ve 2010 yılında Anasaya değişiklikleri başta olmak
üzere, insan haklarını doğrudan ilgilendiren bir çok alanda kapsamlı
anayasal ve yasal düzenlemeler yapmıştır.Bu çerçevede, ilk defa kamu
yönetimi içinde, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ile il ve
ilçelerde insan hakları kurullarının oluşturulması olmuştur.
Kamu yönetiminde hesap verme mekanizmaları oluşturulmasına yönelik
reformlar da yapılmıştır. Bunlar arasında, 5176 sayılı kanun ile
Başbakanlık bünyesinde kamu görevlileri etik kurulu kurulmuştur.
Başbakanlığın örgütsel yapısı içerisinde yerini almıştır.

Bu alanda üzerinde durmaya değer bir yenilik ise, kamu
denetçiliğinin kurulmuş olmasıdır. Devlet teşkilatı içerisinde yerini
alan bu yeni denetim mekanizması, TSK'nın askeri işlemleri ve yargının
yargısal işlemleri dışında tüm kamu kurum ve kuruluşları üzerinde,
denetim ve inceleme yetkisine sahip olacaktır.
Kamu yönetiminin ve kamu bürokrasisinin açık ve şeffaf olması
hepimizin istediği bir şeydir. Bu çerçevede, son dönemde Türk kamu
yönetiminde, idarenin kişileri veya işlemin taraflarını ilgilendiren
önemli değişikliler olmuştur. Bunların başında 2004 yılında yürürlüğe
giren 4982 sayılı bilgi edinme hakkı kanunudur. Diğeri ise, 2009
yılında çıkarılan kamu hizmetlerinin sunumunda uyulacak usul ve
esaslara ilişkin yönetmeliktir.

Kamu yönetiminde karar alma süreçlerine etkin katılım,
demokratik yönetimlerin vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu çerçevede
yapılan en önemli bir yenilik, 2005 tarihinde çıkarılan 5393 sayılı
belediye kanunu ile getirilen "kent konseyleridir. Kanun koyucu, Kent
konseylerinde, yönetişim ilkelerinin etkin olarak uygulanmasını
öngörmektedir. Yine bu minvalde, kamu kesimi, özel sektör ve STK'lar
arasında işbirliğini geliştirmeye yönelik atılan adımlardan bir diğeri
de, bölgesel düzeyde, kalkınma ajanslarının kurulmasıdır. Kamu
yönetimimizin taşradaki örgütsel yapısı içerisinde yer alan bölgesel
kalkınma ajansları, valinin başkanlığını yaptığı yeni bir bürokrasi
yapısını ve anlayışını beraberinde getirdiği söylenebilir. Ayrıca 2012
aralık ayında çıkarılan büyükşehir belediye yasası ve çıkarılmaya
çalışılan yüksek öğretim kurumu tasarısı, yeni kamu yönetimimizin
örgütsel ve bürokratik yapılarında ciddi değişiklik getirdiğini de
söylemek gerekir.

Devlet yapımızı ve kamu hizmeti anlayışımızı değiştiren en
önemli yasaların başında 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı kamu mali
yönetimi ve kontrol kanunu gelmektedir.Bu kanunda mali saydamlığı
gerçekleştirmeye yönelik, çeşitli hükümler yer almaktadır.Kamu
yönetiminde ve bürokrasisinde, açıklık ve şeffaflığı amaç edinmiştir.
Böylece, ilk defa performans yönetimi ve denetimi, kamuda yeni denetim
anlayışı, kamu yönetiminin yönetişim çerçevesinde çalışabileceği ve
örgütsel yapılarını bu şekilde kurubileceği yönünde yeni anlayışları
beraberinde getirmiştir. Ayrıca, 100 yıllık bakanlık teftiş
kurullarının varlık nedenini ilk defa tartışmaya açmıştır. Yönetimde
verimliliği, denetimde etkinliği savunmuştur. Kamu kurum ve
kuruluşlarının örgütsel yapısını mali sorumluluk çerçevesinde yeniden
şekillendirmiştir. 5018 sayılı kanun, Devlet Planlama Teşkilatının
bakanlıklar üstündeki planlama yetkisini zayıflatmış, kamu kurum ve
kuruluşlarına mali sorumluluk yüklemiştir.

Böylece 2011 yılında çıkarılan KHK ile DPT kaldırılarak
Kalkınma Bakanlığının içerisine atılararak Başbakanlık bünyesinden
çıkarılmıştır. 2011 yılında çıkarılan KHK'lerle bakanlıkların klasik
bürokratik yapısı değiştirilmiş, dikey örgütlenmeden ziyade yatay
örgütlenmeye doğru gidilmiştir. Bakanlıklar içerisinde en köklü
değişiklik Sağlık Bakanlığının merkez ve taşra örgütlerinde olmuştur.
Bakanlık merkez teşklilatında klasik örgütlenmenin temeli olan şeflik,
şube müdürlüğü ve genel müdür yardımcılığı kadroları kaldırılarak
bunların yerine birim sorumlusu, koordinatörlük gibi yeni ünvanlar
ihdas edilmiştir.

Nihai olarak; eğitim, sağlık, bayındırlık, ulaştırma ve
haberleşme, adalet, gümrük ve ticaret, yerel yönetim alanındaki
yasalar ve sosyal yardım alanındaki hizmetlerin iyileştirilmesine
yönelik atılan adımlar da dikkate alındığında, tüm bunlar, Türk kamu
yönetimi sisteminde, "devlet-merkezli" bir bürokratik ve yönetim
anlayışından "vatandaş-odaklı " yönetim anlayışına doğru bir yöneliş
olduğunun doğal bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Getirilen
yeniliklerle, dikey yapılanmadan yapay yapılanmalara, katı bürokratik
yönetim anlayışından esnek yönetim anlayışına ve merkezci devlet
yapısından yerele ağırlık veren devlet anlayışına ve bürokratik
yapılanmalara gidildiği söylenebili
Böylece, birey ve devlet arasındaki temel ilişki biçimi ağırlıklı
olarak "kamu düzeni ve güvenlik" ekseninde belirlenirken son on yılda
veya son dönemlerde "kamu hizmeti anlayışı ve bireyin yararı" ön plana
çıkmıştır. Bu anlayış, devletin insan için olduğu ve insanın devletten
önce geldiği düşüncesine yani, "insanı yaşat ki devlet yaşasın" sözüne
dayanmaktadır.


ALİ KOPLAY
2023 SİNERJİ VE DÜŞÜNCE PLATFORMU BAŞKANI
www.alikoplay.org
________________________________
[1] HALIC I, İbrahim " Kanun Hükmünde Kararnameler Sonrası Denetim
Elemanlarının Bakanlık Teşkilatlarındaki İdari Yapısı", Denetim
Dergisi, Yıl.25, Sayı:117, Ocak-Mart-2012
[2] KARAKULAK, Zafer " Yetki Yasasıyla Çıkartılan KHK 'lerde Teftiş
Kurulları ve Müfettişlerin Konumu", Denetim Dergisi, Yıl:24, Sayı:116
, Ekim-Aralık 2011.
[3] http:// www.mevzuat.gov.tr/ default.aspx--- http://
www.resmigazete.gov.tr//default.aspx
[4] BAKIR, Caner" Maliye Bürokrasisinde Örgütsel Değişim ve Vergi
Denetim Kurulu Başkanlığının Kurulması", Amme İdaresi Dergisi,
Cilt:45, Sayı:2, Haziran 2012
[5] 8.Beşyıllık Kalkınma Planı, Yayın No: DPT 2517, Ankara 2000, S. 136
[6] KARAKULAK, Zafer " Yetki Yasasıyla Çıkartılan KHK 'lerde Teftiş
Kurulları ve Mü, fettişlerin Konumu", Denetim Dergisi, Yıl:24,
Sayı:116 , Ekim-Aralık 2011.
[7] Anayasa Mahkemesinin 20/11/ 2003 tarih, E:2002/32, K:2003/100 Sayılı Kararı.
[8] KARAKULAK, Zafer " Yetki Yasasıyla Çıkartılan KHK 'lerde Teftiş
Kurulları ve Müfettişlerin Konumu", Denetim Dergisi, Yıl:24, Sayı:116
, Ekim-Aralık 2011.


Bu yazı 5115 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI