Bugun...

Halit AKSUNGUR
DELİBEŞ VE ÖŞÜR AĞIDI
Tarih: 16-05-2013 00:55:00 Güncelleme: 16-05-2013 18:39:00


Cumhuriyetten önce yağmur suyu, ırmak ve dere suyu ile sulanan bütün topraklardan elde edilen ürünlerden yüzde on oranında alınan vergilere halk”öşür” diyordu. Üretilen mallardan onda bir oranında vergi alırdı. Osmanlı’larda bu ürünün vergisi başka oranlarda alınırdı. Kanunnamelerde ürünün yarısından on beşte birine kadar öşür vergisine raslanmaktaydı.  Bu vergi toplum yaşamında birlik ve beraberliğin, sevginin ve saygının, halkın kaynaşmasının sağlanması sosyal adaletin bir aracı olarak düşünülmekte ise de hiç bir vakit bu görevini üstlenememiştir. Bunun da nedeni uygulayıcıların insafına bırakılmasıdır. Halkın“ Kesimci” dediği öşür toplama görevlileri halkı çok ağır sıkıntılara sokmuştu.

Kadastronun ve düzgün bir maliye örgütünün yokluğu nedeniyle onda bir

alınması gereken öşür hiç bir vakit adalete uygun bir şekilde alımamıştır. Köylü vergisini ödeyecek peşin parayı hiç bir vakit kazanamadı.                                                                         Öşürcü ( Kesimci veya mültezim) ekimden, dikemden, beslenen hayvanlardanonda bir oranında vergileri toplardı. Ogünün devleti her yörede bunun gibi kimselere bu yetkiyi vermişti. Bunlar devlet adına vergi toplardı. Ağızlarından çıkan yasaydı. Köylü harmanını sürsün sürmesin buradan şu kadar ürün çıkacak dedikten sonra harmandan az da çıksa köylü ödeyecekti. Hayvanları çobanın önünde sayar onda birini veya parasını alır. Hayvandan alınan vergiler “miri” olarak bilinirdi. Halk sonunda kendi malının hırsızı olmaktan kurtulamamıştır. Harmanda ekin  sürülmeden önce buradan“ şu kadar buğday veya başka ürün çıkacak” diyen mültezimlere karşı geceleyin harmanından buğday saklamak onun için çıkış yolu oluyordu.. Anadolu’nun her köşesinde uygulamalar bu şekildeydi. Bu nedenle halk  ozanlarının deyişleri ve destanları incelenirse bizlere çok bilgiler verdiklerini anlarız.

sosyo- ekonomik yaraların üzerinin açıldığını görürüz. Her türlü eleştiriden yoksun Kalan halkın acılarını, eleştirilerini onların adına halk ozanları deyişleri ve destanlarıyla dile getirmişler, oradan da sazın tellerine vermişlerdir. Gazete, kitap ve  dergilerin yanında bu tür halk kaynaklarına inildikçe onların  sosyal ve ekonomik tarihlerini de öğreniriz..

1925 yılında çıkarınlan bir yasayla bu uygulama kaldırıldı. Türk köylüsü de derin bir soluk aldı. Bilindiği gibi o dönemlerde yaşayan köylü ozanlar atalarından gelen bir geleneği sürdürerek yaşadıkları olayları yergileriyle dillendiriyorlardı. Yakın çevrede öne çıkan olayların ilginç yönlerini yerdikleri gibi, beğeni kazanılanlarını övmekle bitiremezlerdi.

Köylünün, kasabalının dertlerini, sıkıntılarını yine halka veya ilgili makamlara  destanlaştırarak ulaştırırlardı. Köylü aşıklar yaşamlarının büyük bir bölümünü gurbette geçirirdi. Bu yola çıkışları da bir öyküye dayandırılırdı. Rüyasında gördüğü sevgilisini aramaya çıkar.. Çoğu köyüne ,kasabasına döndüğü için kendini  unutturmamıştır. Köyünün geleneklerini, yaşam tarzını, alışkanlıklarını unutmamıştır. Köylü olduğunu  gösteren işaretler üzerindedir.  DELİBEŞ, 1236 yılında ( 1821)  bu gün Sarıveliler’e bağlı Uğurlu köyünde doğmuştur. 1317 de (1900) tarihinde ölmüştür.                                                                               Kendinden sonraya kalanların anlattığına göre atılgan, tok sözlü ince anlamlı, konuşmalarıyla dinliyenlerin hoşlandıkları konuşmalar yapan bir kişiliğe sahiptir. Onun için“ Deli Lakabı verilmiş) Onun görüşleri görüşü günümüze kadar efsane gibi söylenip gelmiştir. Bu özelliklerinden dolayı köylüler kendisine“ DELİBEŞ” takma adını vermişler.. Söylentilere göre köylünün verdiği bu lakaba tepki göstermemiş halkın yorum ve yakıştırmasını olgunlukla karşılamıştır. Adı çevre köylerde dilden dile dolaşır. Onun deyişlerini yazan olmadığı için çok az bir bölümü elimizdedir. Konya’da Yusuf  Ağa kitaplığında Arap harfleriyle yazılmış “Haliyat ve uhuarsiyat “ adlı kitaptan yeni yazıya çevrilen “Öşür Ağıdı “ aşağıdadır.

                                              “Adalet kalmadı dünya bozuldu                   

 Kul belası birbirine dizildi   

 Fakir fukaranın bağrı ezildi

                                          Pek yaman haldeyiz bilsin hükümet

                                                                            

             Sırtlarımız görmez oldu allığı

                                          Ayaklarımız unuttu kelliği

                                          Yemeğimiz oldu meşe giliği

                                          Canımız yanıyor bilsin hükümet

 

                                          Bir meclis var idi adı idare

                                          Dülbentten ak iken ederler kara

                                          Haksız Mültezimden yandı fukara

                                          Fukara halinden bilsin hükümet

 

                                          Mültezim defterin eline aldı

                                          Üç  kalem mal ile ismimi buldu

                                          Bütün mahsulümü elimden aldı

                                          Perişan halimizi bilsin hükümet

 

 

                                         Mültezimler korkmaz yaradan Hak’tan

                                         Hep hakkını aldı karadan aktan

                                         Beş parmakla dane ararlar yoktan

                                         Ünvancıoğlu ayıyı bilsin hükümet

 

 

                                               Biz de bel bağladık okur yazara

                                         En iyisi mağlul varsın didara

                                         Ruhumuz çıkmadan girdik mezara

                                         Ecelsiz ölüm var bilsin hükümet”

 

Not: Bu dizeler Konya’da Yusufağa kitaplığında Arap harfleriyle el yazması “Halkiyat ve Harsiyat” adlı titaptan alınmıştır. Ermenek Güllük mahallesinde Ünvancılar vardır. Onlardan Mehmet efendi vardı. Mustafa Ertaş. Araştırmacı yazar.

Aşık İbrahim  ( DELİBEŞ ) Taşeli yöresinin yerel ozanlarından biridir. Yaşadığı çağa göre gözü açık ve atılganlığıyla tanınmıştır. Yukarıdaki şiirinin o devirde kitaplara geçmesi de bunun bir kanıtı olmalıdır. Köyünde, çevresinde gördüğü duyduğu ilginç olayları, izlenimlerini dörtlükler şeklinde dile getirmiştir. Aşağıya çıkarılan dizeler de onun bu tür olaylar için üretmiş olduğu eserlerdir.                                                                                               Kemaloğlu Sarıveliler ilçesine bağlı Günder köyündendir. Tanınmış bir aileye mensuptur. Hali vakti de iyidir. Malı mülkü ile zengin sayılır. Deli Beş bir gün Kamaloğlu’nun yanına gider. Damın üzerini pardı ile kapatacaktır. Bu işinin görülmesi içih ricada bulunur. Derdini Kemaloğluna anlatır. Yukarıda dedikya “ sözünü budaktan sakınmazmış” diye.  Aralarında nasıl bir konuşma geçtiyle anlaşamazlar. Konuşmalarıyla Kemaloğlunu kızdırır. İsteğini de yerine getirmez.

Delibeş  boş durur mu? Başlar dizelerini söylemeye:

                                             Delibeş sabahtan yataktan kalktı                                                                                          Çizmeyi yuluğu ayağa taktı                                                                                                Muradın sorarsan iki yük pardı                                                                                         Kemaloğluna karşı divana durdu

 

    Tan yıldızı gibi gözü şavkardı

    Delibeş vurgun yedi yerinden kalktı

    Yürürken arada bir arkaya baktı

    Bu azılı ayı tutar mı diye                                                                                                                                                                            Kemaloğlu kişner azgın kurt gibi                                                     Deli Beşi azarlar çulsuz it gibi                                                          Deli Beş mecalsiz büker boynunu                                                    Ağılan alınmış bir koyun gibi..   

 

1871 Tarihinde Ermenek sancak merkezi olan Silifke’ye bağlıdır. Bir kaç arkadaşıyla birlikte bir iş için Silifke’ye giderler. Yaylanın serin havasından sahilin

 sıcaklığına varında geceleri  gözleri uyku tutmaz olur. Sivrisineklerin verdiği sıkıntı ayrı bir derttir onlara. Sinek kaşıntısı, bunaltıcı sıcaklık başlarına vurur.

Sıkıntılı bir ruhla ıssız ekin tarlasının içinde hamamda kalmış gibi terlemekteler.  Böyle bir anda sararan başaklar arasından anlaşılmaz seslerle görülmemiş  büyüklükte şaşılacak garip bir yaratık üzerlerine gelmektedir. Korku içinde ellerine oraklarını alarak şaşkın titrerler. Az sonra gelenin bir dişi bir erkek deve olduğunu anlarlar. Kanpana gibi ses çıkaran deve çanlarının gürültüsü onları sarhoş etmiştir. Ayakta güç  durmakta yalpalamaktadırlar. Korkudan altına kaçıranlar da olur. Günün ışıklarıyla birlikte düzdüğü deyişleri  başlar okumaya.

                                          “Silfke’den çıktık Çamlar düzüne

                                            İki deveymiş gelen kendi haline

                                            Herkes orağını çekti eline

                                            Gidiyor gibiydik sanki ölüme

 

                                             Mehmet çıktı orağıyla elinde

                                             Deve aldırmadan yürür önünde

                                             Ödü sıddı neler etti donuna

                                             Bilmem ki halimiz nicolur bizim

 

                                            Silifke deyince vardık öğrendik

                                            İki gün geçmeden canlardan bezdik

                                            Aç kaldık da ağaları gıvrandık

                                            Bir öğün yemeği verirler diye

       

                                            Keklik öter belli değil düneği

                                            İt gibi ısırır sivirisineği

                                            Böyle yerde ne yapayım gonağı

                                            Yoldaş kalkın köyümüze dönelim.

 

      Uğurlu’dan adamın birisi Kayabaşına odun kesmeye gider. Çok sık bir çalı kümesinin içinde yatan bir kır-gök bir ayının yattığını görür. Korkusundan hayvanını da bırakarak kaçar köye gelir. Muhtar Latif Yazgan’a durumu anlatır. Katırım orada kaldı der. Bu haber üzerine muhtar köyün delikanlılarını toplar, tüfeğini alan Ganibeleni’n de toplanır. Ayının uyuduğu büyük çalının çevresinde toplanırlar. Herkez sessizdir .-“Muhtar sıkı sıkı emir verir. Birbirinizi vurmayın. Tam çalının ortasına nişan alın”der.   

Tüfekler bir anda patlar. Çalının üzerini kara bir baruk kokusu ve dumanı sarar. Herkes  cansız gitti diye sevinir. Önde muhtar, bir kaçı çalının içene doğru yürümeye çalışır. Bakınca kocaman gök bir kayanın uzandığını görürler. Akşama Deli Beş olayı duyar. Başlar yakımını :                                              Korkağın biri oduna gitmiş                                                                                                  Çalının içinde bir ayı görmüş                                                                                               Uğurlu Muhtarı taburu düzmüş                                                                                            Saçma mı geçer Kayabaşı taşına

Uğurlu köyünde herkes gibi Deli Beş de İzmir ve Aydın illerine işçiliğe gider. Avcı olduğu için iki keklik besler ve karısına emanet eder. Sıkı sıkı  söyler ki gelince ava çıkacak, kekliği iyi beslesin.. Olacak ya keklikleri kedinin biri yer. Sultan Nevruz gelince işi bırakır av için köyüne döner. Durumu öğrenince çok üzülür. Ağıt gibi şiirle söyler..                                                                                                                                                            Kardeşi sorarsan gurbet elinde                                                                Avcı tüfek atsa dağın birinde                                                                       Emanet kekliği yoktur yerinde                                                                     Bütün dertler yenilenir bu sene                                                                    Goca keklik gak gak edip gubarmaz                                                             Yavru tülek yatağından bağırmaz                                                                 Her kuş yuva yapıp sizi dağurmaz                                                                       Evlerimiz melul kaldı bu sene

Halit AKSUNGUR

Araştırmacı Yazar



Bu yazı 2593 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI