Bugun...

Halit AKSUNGUR
SARIVELİLER GELENEKSEL KARACAOĞLAN YAYLA ŞENLİKLERİ 5
Tarih: 28-08-2014 08:17:00 Güncelleme: 28-08-2014 08:17:00


Yüz yıllardan beri, Anamur, Alanya ve Gazipaşa’dan yaylaya çıkan Türkmenler, sekiz ay Barçın yaylasında konar göçerler.  Karacaoğlan’ın şiirlerinde Kimi vakit pınara altı kız birden iner, kimi vakitte tek kızla yetinir.        

 

Anası huri de kızı beserek                                                                                                                       

Emirler’den bir kız indi pınara.               

                                                              

Emirler, kabilesi yazın Barçın yaylasında, kışları Gazipaşa ve  Demirtaş’ta kalırlar. Ayrıca bu adla anılan bir de kabile vardır. Kadın giyimi-kuşamı, yürüyüşü, boyu endamı şairimizi yakından ilgilendirir. Görüldüğü gibi giydiği, ya ketendir ya meles. Ayrıntılı gözlemleri onun bir yeteneği olmalıdır. Onun aşk çevresi çok geniştir. Dağların, dört mevsimin verdiği hallere uyarak güzelliklerini, saltanatını, kuşlarını, çiçeğini, sarp kayalarını gözler önüne serer.  Onun şiirlerinde dağlar zenginlik ve bolluk içindedir. Kimi şiirlerinde dağlar sembol olsa da çoğunda gerçektir. Akdağ için çalıp söylediğini okuyunca nasıl canlandırdığını görürüz. Türlü türlü huylarla canlandırır.                                             

Akdağ’ın eteği yeşil bir koru                                                                                                                  

 Korudur ha, benli dilber korudur                                                                                                        

Sevdan yüreğimde yağı eritir                                                                                                                

Eritir eritir ha, benli dilber eritir.                                                                          

Akdağ, Evliya Çelebi’nin  seyahatnamesinde Alanya’yı anlatırken Akdağ’ıda dillendirir. Akdağ, Alanya’nın kuzeyi ile Erenler dağının batısındadır.                                     

                Dağları gönlü hoş olursa güzelliğiyle överken yarla arasına girince zalimliğini öne çıkarır, sonra uysallaştırır, bir bakarsın zalimliğini öne çıkarır. Taşeli Türkmen yaşamındaki hareketlilik onun şiirine yansımaktadır. Taşeli yöresinden Akdeniz’e inerken Anamur sınırlı içinde Frenk köyü vardır.(Ovabaşı) Adı üzerinde Frenklerin kaldığı yer. Yolu buraya düşer. Mevsim kış olmalı ki Taşelinin yollarının geçit vermediğini , baharı beklediğini işaretler.                                                                              

 

Methederler Karaman’ın elini                                                                                                                              

Köprüsü yok geçemedim selini                                                                                                                            

Kervan yaylasının Perçem Belini                                                                                                          

Lale sümbül bürüsün de gidelim.

                              

Erisin dağların kar erisin                                                                                                                          

Erisinde düz ovayı bürüsün                                                                                                                    

Türkmen ili yaylasına yürüsün                                                                                                              

Ak kuzular melesin de gidelim                                                                              

Bu dizeleri okuyan her Türk buranın nere olduğunu bilecektir. Harita çizercesine Taseli yöresi olduğu imgesini verir. Bir dize altında yerini de saptar.

“Ü ç gün oldu bizim evler göçeli                                                                                                                          

Beş gün oldu Çevlik suyun geçeli                                                                                                         

Önü al önlüklü yüzü peçeli                                                                                                                     

Hanım kızlar yürüsünde gidelim”                         

Diyerek Çevlik suyunu işaret etmektedir. Çevlik suyu Sarıveliler’de Aşık köprüsünü yanındadır. Kervan yaylası ve Perçem Beli, Ermenek ilçesi, Kazancı kasabasının Anamur yönünde, Barçın’la sahil arasındaki yörüklerin göç yolu üzerindedir. Taşeli yöresinin tanınmış yerlerindendir.         

 

                KULLANDIĞI DİL :                                                                                                                         

                Kuşkusuz , Karaca oğlan Taşeli yöresinin Türkmen ozanıdır. Şiirlerinin önemli olması, sevilerek okunması, yapısındaki halk sanatının özgünlüğü, dilinin arılığıdırÇünküTaşelidağların içinde olduğundan yabancı  dillerin istilasına uğramamıştır.Dil bozulmamış . Arı Türkçe bir dildir. Bir masaya kurulup yazmamıştır. Doğup büyüdüğü, yolunda koşup yürüdüğü, yaşadığı yerleri betimlemiş, tasvir etmiştir. Yapay bir olay yoktur. Resim çeker gibi dökülür dilinden sözcükler. Oba ozanı olduğundan içinde yaşadığı evreni dile getirir. Yapay bir görüntü bulunmaz. Her nesne doğallığı içinde verilir. Hayalci değildir. Kimi araştırıcılar onun çok gezen bir ozan olduğunu ileri sürerken kimileri de göçlerle sahil –yayla arasında  yerleşmiş bir davranış biçimi, yaşam tarzıdır. Ben Halit Aksungur, 1960- 1975 arasında Türkmenlerin çok kalabalık olarak yaşam sürdüğü yıllarda Balkusan’da,  Başöğretmen olarak görev yaparken 1960- 1961 yıllarında devrim hükümetinin verdiği muhtarlık görevim nedeniyle onlarla çok ilişkilerim oldu. Hayvanlarından, köy bütçesine katkı olarak 442 sayılı yasa uyarınca makbuz karşılığı ücret alıyorduk. Ekeneği olanlar bu günkü emlak vergisi gibi bir bedel öderlerdi. 1962 tarihinden sonra bir çokları Balkusan’a yerleşti. O günkü Yörük çocuğu öğrencilerim memur ve öğretmen oldular. Yörükler bu toprakların, bu milletin omurgasıdır. Onların bozulmadan eski kültür ve terbiyeleri  içinde kalması herkes için yararlı olacaktır. Onların kültürüdür Karacaoğlan şiirlerini örgüleyen sanat.. Onun övdüğü gelin, ıstarının başında çeyizine heybe dokudu, gergefinin başında sevdiğine uçkur işledi. Türkmen kızının hilesiz sevgisine karşı kayıtsız kalmaz. Kavil yerinde buluşmaya sözleşir. Onun için dizelerinde Taşeli’nin renkleri şiirleşir ak gerdanda  sevgi ses olur. Çiçekler dilinde konuşur. O’na göre:                       

Kadrini bilmeyenler alır eline.                                                                                                                             

Onun için eğri biter menevşe  

Karacağlan’ın deyişlerinde kullandığı dil arı ve duru bir Türkçedir. Devrinden önceki ve sonraki şairlerin bir ikisi dışında hiç birinin kullandığı Arapça, Farsça sözcüklere yer  vermez. O bir Türkmen ozanıdır. Karamanoğulları soyundan gelmiş olması çok olasıdır. Çünkü bir şiirinde : “İneyim gideyim Osman eline-  Sevdaya düşünler yorulmaz imiş “ demiyor mu? Şiirlerinde tespit ettiğimiz seksen 

kadar sözcük,  sözlüklerimizde olmamasına karşın günümüze kadar gelmiştir. Yerimiz olursa onları da vermek isteriz. Karacaoğlan’ın koşmalarındaki canlılık gerçek yaşama dayalı olmasındandır. Bu, doğa içinde yaşanan, bilinen doğadır. Dağlarının, pınar ve sularının, çiçeklerin boy verip açıldığı adı bilinen dağdır. Her şey gerçek dekorun içindedir.                                                                                                                                                             

Evlerinin önü havlu duvarı                                                                                                                      

Taramış zülfünü vermiş tımarı                                                                                                                              

Ak gerdanın altı zemzem pınarı                                                                                                                                           

Verdi ağzıma da kandırdı beni.                                                                              

BÖLÜM:5

Prof. Dr.İlhan Başgöz “ Karac’Oğlan” adlı kitabın 3. Baskısında: En az beş saz şairi kendisine ”Karaç’Oğlan demiş bu adla şiirler yazmıştır” der. Bizim burada üzerinde durduğumuz Taşeli Yöresi ozanı Karacaoğlan’dır. Rivayetlere karıştırılan Karacoğlan’la gerçek Karacaoğlan’ı ayırmak çok kolaydır.  Asıl Karacaoğlan “Şiirleriyle çığır açan,  ayrı bir nitelik, özellik ve yöntem, geliştiren” dir. Ötekiler çırak, kalfa örneği yazıp söyleyenlerdir.. Burada söylenebilecek tek nokta  kısaca özetlenen ve şiir sanatında bir okul gibi kabul ettiğimiz böyle bir ozanın şiirlerinin onun dilinden çıktığı gibi bizlere    ulaşıp, ulaşmadığının bilinmemesidir..              Tarihsel bir  gerçek ki, 1277 de Karamanoğlu Mehmet Bey, Moğolların baskısıyla dilini ve öz benliğini yitirmekte olan Selçuklulara karşı başkaldırdı. Konya’yı ele geçirince ilk işi onlarca davulun gümbürdeyen sesleri altında, Alaaddin Tepesindeki Keykubat sarayının  Mevlana Türbesine bakan yönünde davul gümbürtüleriyle  birlikte:                                              

“ Bu Günden Sonra, Hiç kimse, Sarayda, Divanda, Meclislerde ve Seyranda Türkçeden Başka Dil Kullanmayacaktır. Defterler Dahi Türkçe Yazılacaktır” 13 Mayıs 1277. Emrini  duyurmuştur.                           O tarihten sonra dilimiz, Yunus Emre’de, Hacı Bektaş Veli’de Karacoğlan’da yaşayıp gelmiştir. Karacoğlan, Türkmen gelenek ve kültürüne bağlı , yaratılıştan gelen bir yeteneği olan bir halk sanatçısıdır. Şiirlerini söylerken halk sanatçısı olduğunu düşünmeden  doğaçlama söylemesi ve halkın bu erişgide (derece) sevmesi  de dilindeki arı ve sadeliktendir. İçinde doğup büyüdüğü Taşeli yöresikentler arası büyük ulaşım yollarından uzak olması, düşman çizmesinin onun yöresine girememesi, yabancı  ırklardan uzak ve Karamanoğlu beyliğinden gelen kültürün canlılığı nedeniyle kendini korumuştur. Yöre kadınlarının gönlünden doğup dilinden dökülen “Beşik Türküsü Ninnileri, sevgi sözcükleriyle örülen yöre manileri” Karacoğlan deyişleriyle kaynaşarak bir bütünlük sağlamış, birlikte halk sanatını oluşturmuştur. Yani birbirlerini etkilemişlerdir. Her mani yar üstüne değil mi?  Alın size tadımlıkta olsa bir iki örnek:                                                                                                                          Su akar bulanarak                           Ay dağlar ulu dağlar                      Yastık saçak istemez     Dağları dolanarak                           Pınarı sulu dağlar                            Yorgan yastık istemez                  Buna can mı dayanır                      Gurbette yalnız kalmış                Verin yârimi bana                               Yar gelir sallanarak                        Anası durmaz ağlar                        Yorgan döşek istemez.*                            

Taşeli yöresi analarının güftesini yaptığı, kendilerinin bestelediği beşik türküsü ninnileri de aynı kültür ve geleneğin ürünleri olarak yaşayıp gelmişlerdir.                                                      

 

 

 Boz dağda öter kekliği                                   Entari diktim kısarak                           Ermenek’in tel helvası  Görmesin yavrum yokluğu               Gider ökçesin basarak                          Anasının al elması

Yüreğinde var mertliği                 Ellerin içinde beserek                      Babasının cep aynası                      Uyu yavrun nenni nenni                Senin baban nenni nenni              Uyu yavrum eee eee!                               *



Bu yazı 8717 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI