Bugun...

Hatice YALÇIN
Kaynana ve Gelin
Tarih: 22-05-2013 08:21:00 Güncelleme: 22-05-2013 08:21:00


Kaynana, “kaim ana” demektir. “Ana makamına kaim olan” anlamına gelir.

Gelin ise “eve gelen, eve yenilik ve güzellik katan, evin sorumluluklarını paylaşan” kişidir.

Güç birliğine vardıklarında aile içinde mucizeler ortaya koyacak olan bu kadınlar, bir güç mücadelesine başlarlarsa, ortalık çekilmez hale gelir. 

Alınganlık, önyargı, başkasını yönetme isteği, kişilik farklılıkları, haddini aşma, kıskançlık, depresyon gibi ruhsal hastalıklar, cahillik… Bunlar hep kaynana ve gelinlerin çatışma sebebi...

“Bizim zamanımızda böyle değildi’ diye inatlaşan kaynanalar; tatlı dil ve güleryüz göstermeyen gelinler… Basit ve aslında çözümlenebilen nedenlerle anlaşamayıp hayatı önce kendilerine, sonra da tüm aileye zehir edebiliyorlar. İnatlaşmalar ve alınganlıklar yüzünden başlayan tartışmalar, bir süre sonra boşanmalara kadar gidebiliyor.

Gelin, kendi annesinden de duyduğu sözü veya davranışı kaynanasında görünce tahammül edemiyor. Kaynana da kendi kızı veya oğlundan duyup hiç de önemsemediği bir sözü “el kızı”ndan duyunca aşırı alınganlık gösterebiliyor.

Kaynana, bütün iyi niyetiyle gereksiz denetleme ve müdahaleler yapabiliyor. “Oğlumu ben doğurdum, evinde ve kazancında benim emeğim var, kontrol etmeye hakkım yok mu?” diyen; hatta içten içe oğlunun sevgisini ve şefkatini paylaşmak istemediği için geline gizli öfke besleyen; kocasından görmediği sevgi ve saygıyı oğlundan görmek isteyen; evlenen oğlunu gelinine kaptırdığını zanneden kaynanalar olabiliyor maalesef…

Kaynana, yaşının verdiği tecrübeden ve oğlan anası olmasından dolayı gelininin kendi sözünü dinlemesini istiyor. 

Gelin ise bağımsız olmak istiyor. Eşyalarını kaynanasının karıştırmasına, kendi evinde kaynanasının temizlik yapmasına büyük öfke duyabiliyor. İstediği gibi evini idare etmeyi, evinde rahat olmayı arzu ediyor. Evle ilgili kararları kendisi almak istiyor. Kaynanasının kendisini hizmetçi gibi görmesinden rahatsız oluyor.

Kaynana ve gelinlerin iç dünyayı yansıtan eğlenceli maniler vardır:

“Oğluma çatacağım, Seni boşatacağım, Sırtına tekme vurup, Sokağa atacağım” manilerinde kaynana her an kötülük düşünen anne olarak yansıtılır maalesef…

Ya da “Çiçek gibi her yanım, Sen hizmetçi ben hanım, Evden kovarım seni, Eğer isterse canım” diyen cadı gelin gibi oğlana ve her şeye hakimiyet kuran gelin senaryoları kurulur.

Oysa gelin, kaynanasına “kaynanalar hep kötüdür” önyargısıyla değil, “sevdiği eşinin annesi” olarak baksa, çatışma diye bir şey olmaz.

“Kaynanamı memnun edersem, eşim de memnun olur. Kaynanam üzülürse, eşim de üzülür” demek için çok zeki olmak gerekmiyor. Basit bir mantık yeterli…

Eşin akrabalarına iyi davranmak da bu çerçeve içinde… “Benim akrabalarıma nasıl davranılmasını istiyorsam eşimin akrabalarına da öyle davranmalıyım” düşüncesi sihirli bir deynek gibi aslında. Çoğu uyuşmazlıkları çözen bir sihir… Ama bu düşüncede ihlaslı olmak gerek. “Ben zaten eşimin akrabalarına iyi davranıyorum ama onlar anlamıyor, hepsi görgüsüz, cimri, kötü insanlar…” denirse ve çabalar yarım bırakılırsa, bir işe yaramaz bu empati…

Gelin ne yapmalı?

Kaynanasını, kendi annesinin yerine koymalı. Annesine nasıl davranıyorsa, ona da aynı şekilde davranmaya gayret etmeli.

Kendisinin de bir gün kaynana olacağını sık sık hatırlamalı. Kendisi çocuklarına nasıl düşkünse kaynanası da evlatlarına öyle düşkün olacaktır.

Kaynanasını bayramlarda, kandillerde, özel anlamı olan günlerde ziyaret etmeli, hatırını sormalı, onu arayarak gönlünü almalı.

Herhangi bir konuda asla iddialaşmamalı, inatlaşmamalı. "Sen haklısın tabi, ama benim düşüncem budur" demeli. Çünkü bazen susmak en büyük sanattır.

Kaynanasına hürmet etmeli. Yaşı itibariyle kaynanalar saygıyı hak ediyor çünkü.

En öfkeli anında bile gelin, kaynanasıyla tartışırken görgü kurallarını ve edebini korumalı.

 

”Kol kırılır yen içinde kalır”

Kendi yakın çevremizle yaşadığımız sorunları, yabancılara anlatıp dillendirmeden yine kendi içinde çözmemiz gerektiğini bildiren bir atasözümüzdür bu. Çünkü yabancılar, araya kendi çıkarları doğrultusunda nifak sokabilirler. Gelin, kendi annesinin veya ailesinin özel meselelerini nasıl kimseye söylemiyorsa kaynanası ile yaşadıklarını kimseye söylememesi gerekir. Yani sır tutmalıdır. Böyle yaparsa, kaynanasının da çok hoşuna gider, gelinine güveni artar, böylece ortamda oluşan hoşgörü ve saygıdan herkes yararlanır.

Kaynana ne yapmalı?

Öncelikle gelinini bir yabancı ve bir düşman gibi görmemeli. Gelinine ‘kızım’ derse ve kızı gibi davranırsa, gelin de onu annesi gibi görür ve ona göre hareket eder.

Kaynana büyüklüğünü bilmeli, gelinin acemiliklerini ve gençlik hatalarını büyütmemeli. Gelinin hatalarını başkalarının yanında söyleyip gelini mahcup ederse, ondan saygı bekleyemez.

Günümüzde görüşler, değerler ve anlayışlar hızla değiştiğinden, kaynana da bazı değişiklikleri kabullenmeli ve sık sık ‘bizim zamanımızda böyle değildi’ diye inatlaşmamalı.

Başkalarına gelinini kötülerse ve dedikodulardan etkilenip geline eziyet ederse savaşa körükle gider. Gelinine iğneleyici, onurunu kıran sözler söylememeli.

Torununa asla annesini kötülememeli.

Gelininden gördüğü saygı ve hürmet karşılığında sık sık teşekkür ve dua etmeli.

Gelinini, oğlu ile arasına giren bir yabancı gibi görmeden, onu övmeli, kızına nasıl anne şefkati gösteriyorsa ona da göstermeli.

Gelinini bazı konularda serbest bırakmalı. Oğlu ve gelinin kararlarını saygı ile karşılamalı.

Gelinin ailesi ile görüşmesinden rahatsız olmamalı, bu rahatsızlığınızı ima ile de olsa belli etmemeli.

Ya arada kalan oğul?

Gelin kaynana çatışmalarında arada kalan genelde oğul (koca) olur. Annesiyle eşi arasında kalan adam nasıl davranacağını bilemez ve her iki kadın tarafından da suçlanır. Ya O ne yapmalı?

Yatıştırıcı olmalı, arayı bulmakta dikkatli davranmalı. Bazı çatışmaları zamana bırakabilir ama bazılarında acilen iki kadının da gönlünü hoş edecek bir karar vermeli.

Eşinin ve annesinin birbirleri hakkındaki kötü sözleri birbirlerine aktarmamalı.

Annesi tamamen iyi niyetle gereksiz denetleme yaptıysa, annesini incitmeden bazı konularda annesinin müdahalesini reddedebilir. Böylece eşi ile annesini karşı karşıya getirmemiş olur.

Hem annesine hem de eşine karşı olan farklı görevleri karıştırmadan annesine iyi bir evlat gibi, eşine de iyi bir koca gibi davranıp sorumluluklarını yerine getirmeli.

Dünyanın en iyi iki insanı bile olsalar, bir evde iki kadın arasında sürekli çatışma olasılığı vardır. Çatışmanın sebebi akşam yapılan yemek ya da temizlik gibi çok basit konular bile olabilir. Eğer mümkünse bu tür çatışmaların artmaması için yüreği yaralanmış kadınların bir süre ayrı kalması sağlanabilir.

 

"Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla"

Eskiden gelinlerin, oğulların, torunların, eltilerin, kaynanaların aynı çatı altında yaşadığı yıllarda da çatışma elbette vardı. Ancak belki de bugünkü boyutlarda değildi.

Kaynana ile gelin arasındaki problemler yüz göz olmadan ve etrafa pek fazla yansıtılmadan çözülürdü.

"Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" sözü eski Osmanlı kadınlarının, akıllı kaynanaların inceliğini gösterir. Çünkü kaynanalar nasihat ederken dikkatli olur, kızına söylermiş gibi yapıp “el kızını” incitmemeye gayret eder ve telkin yapardı. Gelin de “aile büyüğü” ve “ata” diye düşünüp pür dikkat dinleyerek ders alırdı.

Kaynana-gelin probleminin çözümü belki de anlayışlı olmayı, ön yargılarımızdan kurtulmayı, empati kurabilmeyi ve hepsinden önemlisi güç kavgasına girmemeyi başarabilmekte yatıyor.

Ancak acı gerçek ortada… Gelin kaynanadan, kaynana da gelininden memnun değil... Hangisi haklı bilemeyiz. Ama şu bir gerçek ki, temeli İslam ile yoğrulmuş yuvaların mutsuz olması imkansız.

Anne ve “kaim olan ana” hep değerlidir. İleride bir gün aynı onuru yaşayacak olan gelin de değerlidir. Evde bu iki değerli kadın sadece güç birliğine varırsa ev güzelleşir, huzur olur.

“Her insanın küçük dünyası, küçük Cenneti, kendi hanesidir”

Evleri Cennete çevirmek için sadece biraz duyarlılık, biraz feraset, biraz edep…!

Yıllar önce bir kız evlenir ve aynı evde kaynanasıyla birlikte yaşamaya başlar. İkisinin de alışkanlıkları ve kişilikleri tamamen farklı olduğundan, sık sık kavga etmeye başlarlar. Kısa süre sonra hem gelin, hem kaynana, hem de arada kalan damat için ev cehennem haline gelir. Çaresizlik içindeki gelin, babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya derdini anlatır… Baharatçı, ona bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu üç ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Ama bir şartı vardır. Başkalarının ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler. Sevinç içinde eve dönen gelin, baharatçının dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehri damlatır. Kimse şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranır. Bir süre sonra kaynanası da çok değişir ve ona kendi kızı gibi davranır. Evde artık barış rüzgârları eser. Gelin, yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçıya gider ve kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvarır. Kaynanasının ölmesini artık istemez, çünkü kendisine çok iyi davrandığını söyler. Baharatçı, yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran geline bakar ve kahkahalarla güler. “Kızım, sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Kaynananı sadece daha da güçlendirdin hepsi bu. Gerçek zehir senin beyninde ve dilindeydi. Sen ona iyi davrandıkça o zehir dağıldı, yerini sevgiye bıraktı. Sen ona iyi davranınca, kaynanan da sana güzel sözler söylemeye başladı. Böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz” der.

Yar.Doç.Hatice YALÇIN



Bu yazı 6195 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI