Bugun...

Hidayet AYTEKİN
FİŞLEMELER, İSPİYONCULUK VE İNSANLIK SUÇLARI
Tarih: 02-03-2014 07:54:00 Güncelleme: 02-03-2014 07:54:00


Fişlemeler ve ispiyonculuk insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Eski bir kavram olmasına karşılık insanlık için bir utanç abidesidir. Önce bu kavramların anlamlarını kısaca belirtmek isterim.

Fişleme; Otorite tarafından kayda ve takibe alınmak, sosyal hayattaki siyasi görüşü, konumu, davranışları, geçmişi, yaşayışı, inançları ve eylemleri nedeniyle birileri tarafından rapor edilip, işaretlenmek, herhangi bir suçtan veya zamanın egemenlerinin hoşuna gitmeyecek şeyler yapmaktan dolayı kayıt altına alınmaktır.

İspiyon sözcüğü ise Fransızca kökenli "espion" kelimesinden gelmekte olup Türk Dil Kurumu kayıtlarına göre "ispiyon" sözcüğünü; "Birinin sırlarını, davranışlarını, düşüncelerini gözleyip başkalarına bildirerek çıkar sağlama”dır. Ama ispiyonun içinde sadece davranış gözleme değil, şüpheler, ön yargılar, kalleşlikler ve ispiyon edilen kişi hakkındaki ön yargılarda bulunmaktadır.

Fişleme ve ispiyonculuk eski bir kavram olmasına karşılık güç odaklarının vaz geçemedikleri bir eylem biçimidir. Yasalar çerçevesinde yaşayan bir insanın elbette fişlemelerden gocunacak bir hali yoktur. Lakin işe ispiyonculuk da karışınca insanın başına hiç tahmin etmediği olaylar gelebilmektedir.

Biz millet olarak fişlemelerin ve ispiyonculuğun sıkıntılarını yıllardır çekmekteyiz. Doktor bir abimiz 1973 yılında bir sohbetinde 12 mart döneminde Kütahya ve Eskişehir bölgesinde dini inaçlarından dolayı yapılan fişlemeleri ve akabinde kitap okumaktan başka eylemleri olmayan RİSALE-İ NUR TALEBELERİNİN başına gelenleri anlatmıştı. “Tesbih, kitap, namazlık hatta evlerindeki terlikler” bile suç delili sayılarak önlerine konmuştu.

O insanlar sorgulandı, yargılandı, hapis yattı ama hiç biri Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerini okumaktan vazgeçmedi. Ceza evinde yasak olmasına rağmen birbirlerine bildikleri risaleleri anlatmaya devam ettiler.

Bu olayların daha şiddetlisi 12 Eylül döneminde oldu. 610 bin insan fişlendi, izlendi, sorgudan geçirildi. En ağır işkencelere tabi tutuldular. Ama düşüncelerinden asla vazgeçmediler. Acısını sadece fişlenenler, ispiyon edilenler, hapis yatanlar değil onların çocukları ve yakınları da çekti. Cuntacıların fişlemelerinden ve sicil kayıtlarından dolayı birçoğunun torunu bile sicil arşivlerinde sakıncalı görünmeye devam etmektedir.

28 Şubat döneminde de benzer fişleme ve baskılar oldu. Üniversitede bizlerden aile fotoğrafları istendi. Benim öğretim elamanı olarak çalıştığım Niğde Üniversitesinde ben ve birkaç arkadaşımız dışında birçok öğretim elamanı bu emre uydu. Adeta birçok dönek ispiyoncu cuntacıların eli ayağı oluverdi. Biz bütün baskı ve tehditlere rağmen eşlerimizin fotoğraflarını vermemiştik. O dönemde cuntacıların eli ayağı olan maşalar kimbilir şimdi mağdur edebiyatı yaparak hangi makamlara yükseldiler. Gerçek mağdurlar ise başlarını açmayan kızlarımız ve fişlenen öğretim elamanları oldu.

Şimdilerde inançlı insanlara karşı bir fişleme furyası başladığını basından öğrenmiş durumdayız. Yıllardır aynı yolda yürüyüp, aynı yağmurda ıslananlar birden en yakınındakileri ispiyon etmekte ve onları fişletmektedir.

Yolsuzluk operasyonlarıyla ayrılan yollardan dolayı birçok yönetici nedensiz olarak görevlerinden alınmakta ve başka illere sürülmektedir. Fişlemelerin MEB olanca hızıyla devam ettiği basında yer almaktadır. Yolsuzluk varmıdır?, Yokmudur? bunlar yargılama sonunda ortaya çıkacaktır. Lakin hakim ve savcıların jet hızıyla değiştirilip yargıya müdahale edilmesi yargılama sonucu ne olursa olsun kişiler aklansa bile toplumun bunlar hakkındaki şüpheleri değişmeyecektir.

Bu ara benim ülkeyi yönetenlere bir sorum olacaktır. Şu ana kadar son 40 yılda kanunsuz fişleme ve sahte ispiyon yapanlar hakkında hangi işlemi yaptınız? Bundan sonra hangi işlemi yapmayı düşünüyorsunuz? Sizlerde 12 martçılar, 12 eylülcüler, 28 şubatçılar gibi suçsuz insanlara operasyon yapacakmısınız?

Saygıyla kalınız.



Bu yazı 6815 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI