Bugun...

İlknur EKİZ
Bir Şehir ve İki Hayat: Bursa
Tarih: 22-05-2013 11:10:00 Güncelleme: 22-05-2013 11:10:00


Geçen sene birincisi Konya’da gerçekleşen Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresinin ikincisi bu sene 6-8 Mayıs aralığında Bursa’da oldu. Üç gün boyunca akademisyenler ve akademisyen adaylarının sunum yaptığı kongrede Konya Selçuk Üniversitesi’nin de ağırlığı vardı. Benimde bir sunumum olması sebebiyle bir haftamı Bursa’da geçirdim. “kalkınma politikası olarak barajlar ve toplumsal değişim: karaman-Ermenek örneği” üzerinden anlattığım sunumla birlikte Sarıveliler’den bir hemşehrimin de dinleyip, kendini tanıtması üzerine çok sevindim ve hemen Ermenek üzerine bir sohbete giriştik. Nerede olursa olsun kendi topraklarınızdan bir insanla karşılaşmak insanı yabancı hissettirmiyor, yabancı yerlerde.

Kongre dışında elimden geldiğince, çok sevdiğim, Bursa Kültür Devlet Klasik Türk Müziği korosu sanatçılarından bir ablamla şehrin kadim yerlerini gezme imkânı buldum. Yeşilinden toprak görünmeyen dağların eteğinden ovaya doğru inen bir şehir Bursa. Bir zamanların savunma amaçlı ve biraz da korkunun eşliğinde güven duyma isteğiyle dağın eteklerine çekilen şehir daha sonraları kendini rahatlığa bırakmış.

Şehre girerken de ilk bu yukarıya doğru çekilişin izlerini takip etmek, ara sokaklarında, dik yokuşlarında ağır ağır çıkmak, dolaşmak istedim. Alışveriş merkezlerini, cafelerini umursamadım. Her yerde olan şeylerdi şimdilerde onlar. Şehrin köklerini keşfetmek için ara sokaklarını seçtim. Ara sokaklardaki tarihi evleri, bazısı eski, yıkık dökük yaşamaya devam ederken bazısı eskisini ayıp sayarcasına yeni örtüsü örtülmüş vaziyette idi.

Ulu camii ve Emir Sultan Camii… Daha çok kalbim Emir Sultanda kaldı. Mezarlıklarıyla yan yana Emir Sultan, sizi doğrudan içeriye davet ediyor. Ulu cami ise bana önce büyüklüğü sonra resmiyeti ve seçkinciliği hissettirirken Emir Sultan halkçılığı, sivilliği, onun küçük yapısıyla ama küçüklüğündeki büyüklüğü hissettirdi. Ulu Camiiye de saygım yüksekti. Nitekim onun mimarisi de estetiğin en güzel örneklerindendi.

Emir Sultan sınır çekmiyordu herkesi kabul ediyor gibiydi. Zaten daha şehre ilk adımımı attığımda kendimi Emir Buhari Kültür merkezindeki Emir Sultan Sohbetlerinde bulmuştum. Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin “Peygamber sevgisi” temalı konuşmasını dinlemiştim. Muhterem hocamızın güzel sohbetiyle Emir Sultan’ın ruhu aynı yerde birleşiyordu. Daha sonra kültür merkezinin önünde otururken uzun uzun Emir Sultan Camii’yi süzdüm. Nitekim Dücane Cündioğlu’nun eleştirdiği ışıklar eşliğindeydi hala. Ama ben düşündüğümden daha fazla ışıkla bekliyordum. Nitekim düşündüğüm kadar çıkmadı.

 Bahçesinde oynayan çocuklara baktım. Ablam, Emir Sultan’ın çevresinde oynayan, bizim hep çok gürültü yaptılar diye kızdığımız, söylendiğimiz çocuklara kızılmaz, istediği gibi oynar dedi, çok şaşırmıştım böyle bir inceliğe. Emir Sultan’a saygı göstermenin bir başka tezahürüydü sanki.

Daha sonraki günlerde yine Bursa’nın yollarını arşınlayıp, eski medreseleri, türbeleri ziyaret ettim, oturdum. Hepsi bu şehirle halkla iç içeydi. Eski bir medresenin içinde mezarlıklarında bulunduğu bahçesinde, insanlar çaylarını yudumlarken sohbet ediyordu. Kimse bu insanlarla medreselerin arasına katı sınır koymamış, iç içe olmalarına izin vermişlerdi. Bu şehirde dünyevi hayat ve uhrevi hayat beraberdi. Bursa halkı bu yerlerle iç içe. Kendi kadim yerlerinin bilmeyen çok az insan var. Malum pek çok yerde, belki de katı dindarlıklarından olacaktır ki, türbelerin, medreselerin yanında oturtulma imkânı verilmez, sanki orada bir ciddiyetsizlik olacakmış gibicesine korkuyla birlikte o katı, sanki kaşlarını çatarcasına tavırla, insanlar bu yerlerden uzak tutulur.  Yakınında olmasına, o havanın solunmasına, belki de keşfettirmeye yapılan mekânlar ve yapılmayan mekânlarla izin verilmez. Birazcık Konya’da olduğu gibi. Mevlana’yı bile tam anlamıyla bilen, ziyaret eden Konya’da az olduğu hep söylenir. Aynı şekilde türbeler, medreselerde ve kadim yerlerde hep uzak kalmıştır halka. Ama daha çok halk uzak kalmıştır. Bu yüzden Konya’nın kendisi gibi bazı dine ait anlayışlar da kuru ve yavan. Mevlana’ya gelenler de daha çok başka şehirlerden, başka ülkelerden insanlardır ve biz daha çok bu gelenleri görürüz, gittikleri o yeri değil.

 

İlknur Ekiz, Sosyolog



Bu yazı 2053 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI