Bugun...

Kerim TOSLAK
AKIL DİN VE BİLİM
Tarih: 21-04-2014 02:03:00 Güncelleme: 21-04-2014 02:03:00


(ŞİRİNCE)

AKIL DİN VE BİLİM

Zaman zaman ülkemizde bazı çevreler tarafından din ile bilimin çatıştığı iddia edilir. Din ile bilim asla bir arada olamaz derler. Bilim dinin düşmanı, din de bilimin düşmanı olarak ilan edilir. Hatta bazılarına göre dindar bir adamdan bilim adamı da olamaz. Hele hele dini inanca sahip olan insanların zinhar üniversitelerin kapısından içeri bile sokulmaması gerekir. Burada kastedilen din elbette İslam dinidir. O kafaya göre İslam dini akla ters, bilime düşman, ilerlemenin önündeki en büyük engel.

Bu konu 19 yy da batıda, bir kısım bağnaz Hıristiyan tarafından İslam’a düşmanlık olarak ortaya atılmış, diğer taraftan materyalist düşünceye sahip bir kısım filozof tarafından da ileri sürülmüştür. Örneğin Fransız papaz Ernest Renan tarafından bir konferans konusu edilmiştir. E. Renan’ın bu saçma sapan iddia ve iftiralarına yine o devrin aydınlarından Vatan şairi Namık Kemal ‘Renan Müdafaası’ isimli eseriyle, yine o devrin müslüman aydını ve aksiyon adamı Cemalettin Afgani ‘Maddiyyuna Reddiye’ isimli eseriyle gerekli cevabı vermişlerdir.

Aslında 19.yy da bu düşüncenin batıda dillendirilmesinin iki sebebi var. Birincisi Renan gibi bazı bağnaz Hıristiyanların İslam’a olan düşmanlıklarıdır. Amacı Müslümanları Hıristiyanlaştırma çabasındaki misyoner faaliyetlerine lojistik destek sağlamak ve emperyalist amaçlarına ulaşmak. İkincisi yine aynı dönemde egemen olan pozitivist anlayışın sonucu olarak, Hıristiyanlık başta olmak üzere, genel olarak bütün dinlere karşı gelişen bir tavırdır. Batıda dillendirilen bu düşünce ve tavır maalesef bizde de aynı yüzyılın sonlarına doğru taraftar buldu. Batı etkisinde kalmış, kendi değerlerine yabancı, aşağılık kompleksli bu aydın tipi dünya değişti 21. Yüz yıla geldiğimiz bu günde hala değişmedi. Yüz sene öncekiler hangi noktadaysa bu günküler de aynı noktada. Hâlbuki köprünün altında çok sular aktı. Bu gün batı üniversitelerinde birçok bilim adamı yaptıkları bilimsel çalışmaların neticesinde, yaratıcıya olan inançlarını yüksek sesle dile getirirken bizdekiler hala yüz sene öncesi durdukları yerde duruyorlar. Batıdaki bilim adamlarının birçoğu bilim iman etmeyi gerektirir diye kitaplar yazarken bizdekilerin bilim inkâr etmeyi gerektirir diye bağırması, yazdığı kitabının başına besmele koydu diye bilim adamlarının üniversiteden kovulması insanı gelecek konusunda kaygılandırıyor. Samimi dindarlar batıda saygı görürken, dini duygulardan dolayı bir insanın içki içmemesi ayıplanıyor, namaz kılması fişlenme konusu olabiliyor. Daha geçtiğimiz aylarda genetik şifreler konusunda büyük çalışmalar yapmış olan bir bilim adamı yaptığı bilimsel çalışmanın sonucunda Allah’a olan inancını ilan ederken, bizde doğru dürüst hiçbir bilim üretmemiş, oradan buradan intihaller yaparak, elde ettikleri payelerle sözüm ona bilim adamı sayılanların gürültüsü, ortalığı toza dumana katıyor. Din ile bilim asla bağdaşmaz diye bağırıyorlar. Ne bilimden haberdarlar ne de dinden haberleri var. Bütün bunlar İslam’ın gelişmeye ve ilerlemeye engel oluşturduğu ön yargısı üzerine oturtuluyor.

O halde işin aslı nedir diye sorulursa şunu söyleyebiliriz. Allahın insana verdiği en büyük nimet akıldır. Akıl insanın evreni ve Allahı anlamasını sağlar. İnsanın hidayet kaynaklarından biridir. İnsanı yaratan Allah insana akılı vermiştir. Akıl olmazsa din olmaz. “Aklı olmayanın dini yoktur” sözü de aklın dini açıdan önemini anlatır. Bilim de aklın sonucudur. Bilimin kaynağı akıl, aklın da kaynağı Allah’tır. Allahın insana bir diğer hidayet kaynağı da vahiydir. Yani peygamberler aracılığıyla Allahın insanlara verdiği bilgiler. Dinin dayanağı vahiydir. Dolayısıyla dinin kaynağı Allah’tır. Sonuçta Aklın da dinin de kaynağı Allah’tır. Aynı kaynaktan doğan bu iki şeyin bir birine ters olması, bir birine düşman olması aklın mantığın kabul edeceği bir şey değildir. Ama sahih vahye dayanmayan din, din zannedilen örfler, adetler, ya da dine birilerinin soktuğu hurafeler, batıl inanç ve uygulamaların faturasını dine kesmek hakkaniyete uymaz.

Tarihteki bir kısım sosyal ve siyasal yanlışlıkların ve birilerinin dini istismar etmesinin sorumluluğunu yüce dinimize yüklemek doğru olmasa gerek. Sosyal, siyasal sebeplerle ve dininin de bir kısım insanlarca kötü amaçlı kullanılması nedeniyle matbaanın Osmanlıya gecikmeli gelişi bu konuda örnek olarak ikide bir önümüze konulur. İşin aslı, kitap yazarak geçim sağlayan büyük bir kitlenin, işsiz kalama korkusuyla, örneğini halen dünyanın değişik ülkelerinde de görebileceğimiz bir karşı koyuşudur. Bu mücadelede din de karşı koyanlar tarafından kullanılmıştır. Mevcut durum yönetenlerin de işine gelmiştir. Bu olayı ‘İslam bilime ve ilerlemeye engeldir’ tezine örnek olarak iki de bir ileri sürmek ya bilgisizliktendir, ya da kötü niyettir ki, ben şahsen ikincisi olduğunu düşünüyorum.

Akıl da vahiy de aynı kaynaktan çıkan su gibidir. Aynı kaynaktan çıkan su farklı borulardan eve gelse iki musluğu da açınca aynı kalitede suyu içersin. Tabi bir şartla suyu taşıyan borular sağlam olacak, içine pis su karışmayacak. Suyu içtiğin bardak da temiz olacak. Akıl ön yargıdan uzak olursa vahiy insanlar tarafından tahrif edilmezse(bozulmazsa) ortada hiçbir çelişki olmaz. Kur’an-ı Kerim Allah’ın gönderdiği en son vahiydir tahrif edilmemiştir ve edilemeyecektir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim sapasağlam ve ter temiz önümüzde duruyor. Kuran’a dayanan, hurafelerden arınmış bir din asla bilimle ve akıl ile çatışmaz.

(VE ŞİİRCE)

Akıl ve Din


 

Bilim ile din asla, ters düşmez bir birine.

Sahip çıkar yaratan en güzel eserine.

Halifesi insana, akılı veren Allah.

Rahmetinin sonucu, vahyi gönderen Allah.

Akılsız din olamaz, dinsiz de insan olmaz.

Karanlığa bakana, hiçbir şey ayan olmaz.

Şaşı bakan insanlar her şeyi çift görürler.

Aydınlıkta gidenler, hep dosdoğru yürürler.

KERİM TOSLAK

ANAMUR–28.12.2008



Bu yazı 3462 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI