Bugun...

Mükremin KIZILCA
Mükremin Kızılca
Tarih: 14-01-2015 11:47:00 Güncelleme: 14-01-2015 11:47:00


1977 Yılı Temmuz ayının ortaları, 20 aylık askerliğimi Sivas/Temeltepe ve Kars/Çıldır’da yaptıktan sonra Askere gitmek üzere ayrıldığım Konya’ya dönmüştüm.

 

Tahsil hayatımın önemli bir kısmının geçtiği Konya’dan beni Kulu ilçesine bağlı 40 kuyu köyündeki yatılı olmayan bir nehari Kur’an Kursuna görevlendirmişlerdi. Buraya geldiğimde temmuz ayının başlarıydı.

 

Kırkkuyu Köyü Kulu’dan doğuya yani tuz gölüne doğru 20 km mesafedeydi. Kur’an Kursu ise Ankara’ya bağlı Şereflikoçhisar’ın Akin köyü yolu üzerinde köyün çıkışındaydı. Tek katlı, girişte uzun bir holden sonra sağda solda 4 odadan oluşuyordu. İçeride lavabo ve tuvalet yoktu, dışarıda da yoktu, en kısa zamanda iki kabinli bir tuvaleti dışarıya yapmıştık. O sıralarda hem o köyde hem bütün köylerde daire tipi evler yaygınlaşmadığından içeride lavabo ve tuvalet bulunmuyordu.

 

Kursun bir odasını kendime iaşe ve ibate için ayırdım. Köyün bütün çocukları yaz aylarında okumaya geldiler. Kızları bir sınıfa erkekleri de bir sınıfa alarak okuttum. Güzün okullar açılınca ilkokulu bitirip de ortaokula devam etmeyecek çocukların kursa gönderilmesi konusunda halk bilinçlendi ve her mevsim kurs cıvıl cıvıl talebeyle dolu olurdu.

 

1978 yılı sonuna kadar burada bekâr olarak kaldım. Halk bizim iaşemizi ve yemeklerimizi hane hane sırasıyla getirirler ve ya evlerine çağırırlardı. Burada geçirdiğimiz günlerin dostlukların arkadaşlıkların ve muhabbetin rüyalarını hala görürüm. 1980 darbesine kadar nehari olarak devam ettik bu tarihte de zaten kurslar tamamen kapanmıştı.

 

Bu köye gelişimden itibaren halkın sıcak alakası beni bambaşka bir aktiviteye sürüklemişti. Gündüzleri çocukları okutuyor geceleri de ev toplantılarında gençlere dinimizi öğretmeye çalışıyordum. Ya kadınlar? Onlar camide özel bir gün ayırmışlar ve o gün onlara dersler ve vaazlar verirdim. Burada iken 12 Eylül 1980 darbesi yapılınca Kur’an kursunun kapatılmasıyla aynı köydeki camide fahri imam olmuştum. Buradaki imamlığım sırasında iki buçuk ayda hafızlığı tamamladım: sabah, öğle, ikindi ve yatsı namazı önlerinde cemaate dönüp ezberlerimi onlara vererek bunu sağladım.

 

Bu köyün halkı Nogay Tatarıdır, Kulu’da ve Ş. Koçhisarda 10 civarında tatar köyü vardır. Bu Tatarlar Nogay tatarıdır ve Kafkas kökenlidirler Nogaylar da Cedsan ve Şarman adında iki boydan gelmedir. Tatarlarla ilk defa burada tanışıyordum, o yıllarda ilk defa TV de yani o zamanların tek kanalı TRT de “Tatar Ramazan” filmini izlemiştik: orada bir sahnede artistin tatar rolündeki Kadir İnanır için: “bunlar kesere şot der biz keser deriz” demesine yıllarca gülmüşümdür.

 

Kırkkuyu köyüne ilk gelişimde ilk tanıştığım arkadaş Yaşar Yılmazdır, halen de sürekli görüştüğüm aile dostlarımdan olan Yaşar abi beni bekârken hep evine çağırırdı. Yemek sofrası kurulunca aileyle beraber oturur ben de aynı kaba kaşık sallardım. Herkesim sağ yanında bir tas vardı içinde hafif kahverengi bir şey içiyorlardı. Gülsüm abla bana da o tastan koydu ve önce bu çorbadan iç dedi. Benim önüme koyduğu tasa kaşığı sallayınca içinde hiç denesi olmayan sütlü çay olduğunu anladım hatta elime birde yanında ağzıma katmak için ekmek bölmüştüm herkes bana gülüştüler ben de güldüm.

 

Yaşar abi bana olayı anlattı: buna biz ayak çayı deriz dedi, bildiğin sütle çaydan yapılır ceviz bulursak süt yerine cevizde olabilir diye ekledi. Doğrusu ilk günden çok hoşuma gitmişti: hazmı kolaylaştırıyor ve yemeğe iştah veriyordu. Tatarlar bunu her yemek esnasında yaparlar ve “sümürürlerdi” ilk günler “ayak çayı” deyince gece oturması sırasında da verdiklerinden ben: artık kalkma zamanı manasına anlamıştım bir de “ayak” bunun neresinde diye sorup durdum ama herkes bir doğru cevap veremiyordu. Ben tatar kardeşlerimle daima tartışır ve size Tatarca’yı öğretebilirim diye takılırdım. Hasan Göçmenoğlu adlı sevimli arkadaşım ben öyle deyince çok kızardı ve “bak hele iki kelime bilmekle tatarca öğretecek” diye mırıldanırdı. Evet, yıllar sonra bir Çağatayca sözlükten tatarlar ayak ne demek söylemediler ama ben öğrendim ayak, Çağatayca’da da Tatarca’da da tas demektir. Bu çay tasları da çok özeldir ve altında sıcaklıktan az etkilenen bir çıkıntısı vardır, çocuklar oradan tutarak kaldırıp içerler büyükler ise tek eliyle her lokmadan sonra bir yudum çekerler. Çay tasları genelde emaye kaplıdır ve pazarlarda takım olarak satılırdı. Hatta Çinin Uygur bölgesinden bu taslardan getirenleri biliriz.

 

AYAK ÇAYI VEYA TATAR ÇAYI

 

Okullarda yurtlarda ve kalabalık tesislerde kazanlarda çay pişirildiğini bilirsiniz, işte tatarlar yayvan bir tencerede suyu kaynattıktan sonra içine poşetsiz olarak yeterince çayı atıyorlar onunla bir defa hopladıktan sonra indirip içine pişmiş süt ilave ediyorlar daha sonra da herkesim kendisine ait taslara servis yapıyorlar. Eğer süt bulunmazsa ezilmiş cevizi çayın içine süt yerine attığında mükemmel olmakta ve aynı beyazlığı vermektedir. Hem süt hem ceviz olursa inanın üç tası herkes rahatlıkla içer.

 

Seçmeli olarak herkes tasına karabiber, tereyağı ve kaymak ilave edebiliyor. Evet, kaymaklı yani kazan yüzünden alınan kaymak ilaveli çayı mutlaka denemelisiniz. Eğer canınız çektiyse malzeme sizden işçilik bizden her zaman yapmaya hazımım bilmiş olun dostlarım.

 

İlk günlerde bile acemiliğini çekmediğim tatar çayı hususunda ben artık bir usta oldum: yemeklerden sonra dolu tasımı elime alıp da köşeye çekilince ve ardından uzun uzun  “Sümürünce” inanın beni herkes kıskanır ve “vallahi bizi geçtin” derlerdi. Bir de ustalaştıkça “çamasını çaynamak” vardır, şöyle anlatayım: dediğim gibi tencereye çayı poşetsiz attıklarından herkesi tasına çayın posası az çok isabet eder işte bu çayın posasını çiğnemeye “çamasını çaynamak” denir bunu ancak “ayak çayı” nın mübtelaları yapabilirdi, benim dibi.

 

Tatarlardan çok çeşitli hamur işi yemek yapmasını öğrendik: tatar çayı, kazan börek, kaşık börek, şir börek, inkal, tava börek bunlardan sadece birkaçıdır. Şu anda da sağ olsun hanım bu yemeklerin hepsini en az tatarlar kadar sık ve kaliteli olarak yaparlar. Bu yemekleri öğrenmekte bizi bağırlarına basan ve mutfakların paylaşan değerli ablalarımız Gülsüm ve Dönüş hanımları burada minnet ve teşekkürle anıyorum.

 

Orta Asya Türk lehçeleri arasında tatar çayını yani Nogay çayını bir adı daha: sütlü çayı yani ayak çayını Nogay tatarlarından başka bilen yoktur. Bu boylar arasında Nogaylara yakın akraba olan Karaçaylarda da bu çayı gördüm. Tatarlara olan yakın ilgim ve özel sevgim nedeniyle ticari hayatımda nerede tatar köyü varsa dolaştım ve onlarla bu çay muhabbetine girdim ama dediğim gibi Nogaylardan ve Karaçaylardan başka bu çayı içeni görmedim.

 

Şurası kesin bir gerçektir ki tatar çayı yani ayak çayı tüm tıp otoriteleri tarafından yemekten sonra tavsiye edilen bir içecektir. İçinde hiçbir bilinmedik madde yoktur. Saf süt ve saf çay mümkünse bir de ceviz ve gerçek kazan yüzü kaymak.



Bu yazı 29610 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI