Bugun...

Mükremin KIZILCA
GÜNEYYURT ALADAĞ ARASINDA KATIRLA YOLCULUK
Tarih: 16-01-2015 01:32:00 Güncelleme: 16-01-2015 01:32:00


 

1975 yılında üç tertip olarak askerliğim çıkmıştı, kasım ayında Sivas Temeltepe’ye acemi birliğine gidecektik.

 

Birkaç ay önce Karaman Ada köydeki vazifemizi bitirip memlekete geldim, burada Adadaki kitaplarımı köye getirmem söz konusu olunca çok sevdiğim dağlardan yayan geçerek alıp gelmeyi düşündük.

 

Bunun için yanıma bir yoldaş bulamayınca bari bir katır bulalım da onunla yükleyip geleyim dedim. Alakisedeki Ayşe teyzemgilin katırını istedik verdiler, Aladağ’a onunla gidip kitaplarımı yükleyip getirmek üzere bir öğleden sonra yola çıktım.

Niyetimiz akşama balkusana varıp orada yatarak sabahleyin Yellibel üzerinden Aladağ Adadaki kitapları getirmek olduğundan öğleden sonra çıkmıştım. Bizim Güneyyurt Balkusan yolu normalde İzvit kebeni, boncuk çayırı, katran beleni, Yarıkbunar, Tolbunar olduğu halde ben Üçbunardan sonra Çal’dan ağrı bir güzergâh izledim.

 

Bana, köyden bu yolu tarif edenler Kuşakpınar üzeri dikme tepeden doğru gideceksin demişlerdi hatta yolu şaşırırım diye korkma, bu katır seni alır varır türbeye koyar diye de eklemişlerdi.

 

Bu yolu çocukluğumda hiç kullanmamıştım, ama katır bana doğru yolu gösteriyordu, Üçbunara kadar vardıktan sonra hava kararmaya başladı, daha tek tük Yörükler olduğundan onlara çalı sordum: doğru git sağa dönme sola dön o yol seni balkusan değirmeni üzerinden türbeye çıkarır dediler.

 

Tabiatımı seveyim: oldum olası ya yalnızlığı ya da tam kafadar birisiyle olmayı severim. Bu sefer yalnızlık geldi başıma ve gece karanlığında Çal’da, balta girmemiş Tekeçatı kapıcık ormanlarında katırın üzerinde yolculuk da varmış.

 

Akşamın alaca karanlığında gözlerim yelli Allah görmez, tavukkarası vardır ikisinde de, bu nedenle çala zifiri karanlıkta girdik katırımla, o gidiyor ben hiçbir şey demiyordum, gözlerim hiçbir şey görmüyordu, katırın sırtındaydım bazen başıma çam katran dalları çarpıyordu bu nedenle başımı eğe eğe ilerliyorduk.

 

Bir yere geldi katır durdu, etrafta hiçbir ses yoktu, sadece birkaç çakal sesi duyuluyordu, katırın boynuna embelli değneğimi bizledim ama adım atmıyordu zavallı, kim bilir Kuşakpınar’dan beri durmadan yürümüştü ve yorulmuştur dedim, yularını sıkıca tutarak indim el yordamıyla bir ağacın dibine bağladım.

 

Katırın ön ve yan taraflarında duruyor, çitme atmasından korkuyordum, semerindeki torbayı alarak ağzına verdim yarı arpalı samanı kütür kütür yemeye başlamıştı ben ise yine zamanında varamadığımız için açtım.

 

Ayak yordamıyla etrafı bir ayakladım yol mol yoktu, tarak falan da algılanmıyordu, katır ağaçların arasında çıkmaz bir yere gelmişti, burada beklemekten başka çare yoktu, o yemini kütürdetirken bende kuturlu bir ağaca yaslanarak kükümlerin üzerine oturdum.

 

O zamanlar cep telefonu yoktu, hiçbir evde bile telefon yoktu, tüm teknik buluşlar 1990’dan sonraya sıkışmışlardı zira. Tek ulaşım aracı sesti bir çoban sesi aradım ama o da yoktu, bir köy ışığı baktım görünmüyordu, ufuklarda bir ağarma oldu, tüm ihtişamıyla dolunay ormanın ağaçlarının arasından 18 yaşında bir güzel gibi kendisini kıskanarak göstermeye başladı cebimdeki kol saatimi çıkardım baktım saat gece yarısı olmuştu.

 

Kısa süre sonra ortalık gündüz gibi oldu, baktım katırın geldiği yol beş on adım önce başka yere dönüyordu. O da huysuzlanmaya başladı haydi gidelim diye ayağını yere vurmaya başladı. Torbasını aldım semerinin kocacığına taktım, kütüğün üzerinden yavaşça üzerine bindim başını geri çevirdi ve normal yoluna girerek ağır ağır yürümeye başladı.

 

Çal bittikten sonra türbelilerin derede değirmenine çıkılır demişlerdi, o değirmen hâla yoktu ama doğru yolda olduğumuzu taa karşıdaki ev ışıklarından anlamıştım. Şu anda ayı beleninin ve sarıncın altında bir yerlerdeyim ama katırım bilir ötesini o gidiyor ben de deh diyorum.

 

Saat gece yarısı bire doğru dereye indiğimizi fark ettim az ötede bir mıdıldı vardı sonra eşek katır hınçırmaları gelmeye başladı, ardından da değirmen göründü, burası türbelilerin su değirmeniydi, güz günü olunca herkes ununu bulgurunu burada öğütürdü.

 

Tamda değirmenin kapısının önüne gelmişim, değirmen çalışıyordu, değirmenci çıkarak buğday yükü olduğunu sanıp yanıma geldi ben de ona: türbeye en doğru yolun hangisi olduğunu sordum bana tarif etti, katırımla o yoldan türbeye doğru tırmanışa geçtik.

 

Saat ikiye gelmişti türbenin içine girdiğimde, doğru kadim baba dostumuz Civil Fettah amcanın evine vardım, ev sokağın dibindeydi, oradan öte yol yoktu, bizim için de öyle oldu ve katırdan indim, ona teşekkür ettim gerçekten bazı insanlardan bile iyi arkadaşlık etmişti bana bu uzun ve karanlık yolda.

 

Katırı evin önündeki dut ağacına bağladım, saat epey ilerlemişti, hiçbir evin penceresinden ışık görülmüyordu, çekine çekine çatal kapıyı çaldım, hiç ses yoktu bir daha çaldım gene ses yoktu. Beş dakika bekledim kapıyı yoklayınca arkadan kössüklü olmadığını anladım ve borda kapısından içeriye girdim.

 

-Fettah amca! Düriye teyze! Diye bir daha seslendim sonra ahırla üst kat arasındaki merdivenden hayata çıktım ikinci katın dış kapısını da çaldım, bu sefer Düriye teyze merhume:

 -“goca gag bi, goca gak hele bi, bi gapı çalan var elleem “dedi.

-Ben hemen hızla dışarıya kadar çıktım, goca hayatın ucuna kadar geldi,

 -kim o dedi.

-ben de Fettah amca ben Mükremin dedim.

 -kulakları iyi duymamış olmalı ki “garı bi bak ben bilemedim, dedi.

Düriye teyze hayata çıktı: kusura bakmayın Düriye abla rahatsız ettik demeye kalmadı “bu hoyu bizim Mükremin” dedi.

-“bizim Mükremin” demesi yetmişti, Tabtuk Emre’nin “bizim Yunus” demesi gibi.

 

Katırı ahırın içine aldıktan sonra yukarı çıktık, “ayol seni hep böyle zor şartlarda mı göreceğiz geçen sene var Yellibel’de yatmışsınız karın içinde, bu sene Çal’da yatmış yitmişsin” diye takıldılar.

Biz Fettah amcayla sohbet ederken Düriye teyze sarısı tam sarı yumurtaları tereyağında pişirip getirdi, yatmadan önce yedik.

 

Sabahleyin Yellibel üzerinden yola çıktım, Adada bir gün kaldıktan sonra sabah ile geriye kitaplarımı alarak döndüm, dönüşte artık tam tedbirliydim hiçbir sorunla karşılaşmadan Güneyyurt/gargaraya geldim.

 



Bu yazı 28833 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI