Bugun...

Mükremin KIZILCA
SİLLEDE KARAMAN TÜRKLERİ
Tarih: 27-02-2015 22:31:00 Güncelleme: 27-02-2015 22:31:00


            Sille/Sudirhemi Konya’nın merkezi Kayalı parktan 8  km kuzey batısında, antik bir beldedir. Şu andaki idari durumu mahalledir. 

            Burası aslen Türk olan Karamanlı Hıristiyan Ortodoksların mübadele öncesi yüzyıllarca yaşadığı yerleşimdir. Bu Türkler Müslüman olmadıklarından ve Hıristiyan olduklarından Roma’ya ait Rumlar olarak adlandırılmışlardır. Günümüzde Konya Selçuklu Belediyesine bağlı bir mahalledir. Tarihte Silleli Rumların Kullandıkları dil girek alfabesiyle yazılan Türkçedir buna Karamanlıca denmekte ve çözümlemesi oldukça zor ibareler ihtiva etmektedir.  

            Bugün Silledeki kitabeler Rumca sanılıyorsa da tamamen Türkçedir. Ancak Kur’an alfabesiyle değil de Rum alfabesiyle yazıldığından uzmanları haricinde okuyanı yoktur. Bu bakımdan Sille Osmanlı döneminde özerk bir bölge statüsündedir zira Arap alfabesini kabule zorlanmayarak Türkçeyi Rum alfabesiyle kullanmalarına izin verilmiştir. 

            Arkeolojik veriler yerleşkenin 6000 yıl öncesinde kurulduğu yönündedir. İsmin kökeni konusunda çeşitli açıklamalar vardır. İlki Yunan mitolojisindeki Silen (Silene)' den geldiğidir. Yine 'Silenos', kaynayıp, coşarak köpürüp akan su, kelimesinden türediği de kabul gören bir açıklamadır. 

            Roma, Bizans, Kudüs yolu üzerinde yer aldığı için önemli bir dini merkez olmuştur. Dünyanın en eski ve en büyük manastırlarından biri olan Ak             Manastır ("Hagios Khariton Manastırı", "Deyr-i Eflâtun") bu köydedir ve yaklasık 800 yıl kesintisiz hizmet vermiştir. Ak Manastır Konya'da yaşayan Mevlevi dervişlerince de ziyaret edilmiş ve bahçesinde küçük bir de mescit yaptırılmıştır. Şimdilerde askeri alan içinde kaldığı için ziyarete kapalıdır. 

            Köyde yumuşak volkanik kayalara oyulmuş pek çok küçük kilise, Osmanlı mezar taşları ve günümüze kadar gelebilmiş Aya Elena kilisesi ziyaret edilebilir. Kilise, ilk Hıristiyan Bizans imparatoru Konstantin'in annesi Helena tarafından Michael Archangelos adına MS. 371'de inşa ettirilmiştir. 

            Aziz Barnabas ve Aziz Pavlus, yeni ahitte (incil) ve antik kaynaklarda yer aldığına göre Selevkos(Silifke) den sonra İkonium'a (Konya) gelirler ve buradaki belli, merkezlerden Sille ve Kilistraya yani Gökyurt’a uğrarlar. Konya da şu anda Alâeddin bulvarında bulunan Kilise Aziz Pavlus adına inşa edilmiştir ve bu adı taşımaktadır. 

            SİLLE /SUDİRHEMİNE BAĞLI YERLER 

            Su dirhemi: merkezi Sille olan bir nahiyedir. Osmanlı zamanında en çok adı geçen bir nahiye olarak Su dirhemine Konya’nın batısındaki birçok köy bağlıdır. Merkezi sille olan bu nahiye adı var kendi yoktur. Yani nahiyelik bu günkü anlamıyla bucak (şimdi bucaklıkta kaldırıldı) tüm bağlı olduğu köyler tarafından kullanılan bir üst kimlik gibidir. Hadim için Aladağ, Ermenek için Navahi ne ise Konya içinde Su dirhemi o idi: bağlı olan köyler var ama kendisi yok. Daha doğrusu bu isim birçok köye verilen ortak bir ad. 

            Osmanlı döneminde Konya’da 3 nahiye merkezinden  sözedilebilir:             Sudirhemi/Sille, Hatunsaray ve İnsuyu. Kuzeydeki tüm bu günkü köy ve kazalar şimdi Cihanbeyli’ye bağlı bir köy olan İnsuyu’na bağlıydılar. Konya merkeze ait köylerin büyük bölümü de Sudirhemine bağlıydı. Aksaray yolundaki köyler ise Karapınarda bulunan Sultan Selim camiine bağlıydı. Aşağıda bazı belge başlıklarında Sudirhemine bağlı köylerden örnekleri görüyorsunuz: 

            “Su dirhemi nahiyesinin Bilecik karyesininin sülüsi öşrü bi aynihi Sudirhemi vakfına sülüsanıysa Ma’a rusumi örfiyye tımara ait olduğunu gösterir. 

            “Mahmiye-i Konya da Çelebi oğlu mahallesi sakinlerinden Hasan bin Mustafa nam kimesne meclis-i şer’i hatîr-i lâzimü’t-tevkîrde Bâisetü’l-kitab Gülsüm bint-i Hammad mahzarında ikrar-ı tam ve takrir-i kelam idüb mahalle-i merkume kazasına tabi Sudirhemi nahiyesinin Karadiğin nam karyede Kavak dibi nam mevzide…. 

Mahmiye-i Konya kazasına tabi Sudirhemi nahiyesinde Çobanlar nam karye sükkanından baisü’l-kitab Derviş İbrahim nam kimesne meclis-i şer’i hatîr-i lâzimü’t-tevkîrde Türkmen taifesinden doğanlar cemaatinden…” 

Defterhane-i Hakaniye vürud iden (gelen) zîrde (aşağıda) numara ve şehri muharrer (yazılı) defterden müsteban olduğu vechile (anlaşıldığı gibi) Konya Sancağında Konya Kazasında Sudirhemi Nahiyesinin Sille Karyesinde Alavardıda evkafdan mazbut Sultan Alaeddin vakfından…”  

 

OSMANLININ VE KONYA ULEMASININ YAPAMADIĞI GERÇEK 

“La ikrahe fiddini (dinde zorlama yoktur) yi gören Osmanlı uleması  “İnneddine ındellahi’l-İslam” (Allah katında tek geçerli din İslamdır) ile “ve men yebtaği ğayra’l-İslami dinen” (kim İslam’dan gayrı din ararsa asla makbul olmayacaktır) gerçeğini ele alarak burunlarının dibindeki Silleli Hıristiyan Karaman Türklerini İslam gerçeğiyle tanıştıramamışlar ve 1924 de yurt dışına sürülmelerini sağlamışlardır. 

Bin yıldır iç içe yaşadığımız Silleli soydaşlarımızı İman ve İslam’la tanıştırmayı başaramayan Konya ulemasının bu konudaki sorumluluğu büyüktür. Mevleviler zaman zaman Sille Hıristiyan din adamlarıyla “Deyr-i Eflatun” da bir araya gelseler de onları İslam’a çağırmakta çok geride kalmışlardır. 

İsimleri Aslan, Kaplan, Kaya ve Ivaz gibi Türk olan ve Türkçe Hıristiyan tapınış gösteren, Türkçe konuşan, Grek harflerini kullanarak Türkçe dinî ve edebi eserler verip yayın yapan Silleli Hıristiyan soydaşlarımız ne yazıktır ki 1924 yılında karşılıklı değişime tabi tutularak Anadolu'dan göç ettirilmekten kurtulamamışlardır.  

"Kavimler Kapısı1" kitabının yazarı Hale Soysu, 1924 yılına kadar Konya, Aksaray, Ihlara Vadisi, Ürgüp, Göreme, Derinkuyu, Akşehir, Ereğli, Ermenek, İçel, Antalya ve Fethiye'de Hıristiyan Karaman Türklerinin yaşadığını belirtiyor. 

Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde, "Alanya kadim eyyamından beru Urum (Rum) keferesi bir mahallededir... Amma Urum lisanı bilmeyub, batıl Türk lisanı bilirler. Ve Antalya, dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca bilmezler, Batıl Türkçe lisan üzere kelamet ederler" diyerek bölgedeki Hıristiyan azınlığın Türk kökenli olduğunun ve dillerinin de bozulmadığının altını çiziyor. Hıristiyan Türkler içinde Karamanlıların yeri ayrı bir öneme sahip. Tek kelime Rumca bilmeyen ve ibadetlerini Türkçe yapıp, yazı dilinde Grek alfabesini kullanan Karamanlıların Türk soyundan geldiklerini hemen hemen tüm tarihçiler kabul ediyor. Hıristiyan Türklerin kendi durumlarını anlatmak için yaktıkları bir ağıt onları bütün yönleriyle anlatmaya yetiyor: 

"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz 

Ne Türkçe yazar okuruz, ne de Rumca söyleriz 

Öyle bir mahluti (karışık) haddı tarikatımız vardır 

Hurufumuz(harflerimiz) Yunanice, Türkçe meram eyleriz" 

 

OSMANLILAR SİLLE HALKINA BÜYÜK ÖNEM VERİYORLAR 

 SİLLE DE RUMLARA FAZLA VERGİYE SON! 

Osmanlı devlet-i aliyyesi bir cihan devleti olarak insani ve İslami bakımdan asr-ı saadetten sonra kurulan ve en uzun süren bir hukuk devletidir.  

Bu devletin dünyanın dört kıtasında hüküm sürdüğü sıralarda hükümferma olduğu halk hangi dinden ya da hangi soydan olursa olsun asla haksızlık yapmamışlardır. Halk hangi kesimden olursa olsun direk olarak padişaha vararak şikâyetini bildiriyor ve sonuç alabiliyordu.  

Padişahta, bu Müslümanmış, bu zimmi imiş yahut Yahudi’ymiş diye kesinlikle ayırım yapmadan mazlumun hakkını zalimden alıyordu. Neredeyse bir despot ve astığı astık kestiği kestik bir ecdadın torunlarıyız diye kandırıldığımız uzun bir dönemden sonra dedelerimizin gerçek tarihini hiç aksatmadan tuttukları zabıtlardan anlıyoruz. 

Bugün elimizde artık Osmanlı tarihi saat saat, gün gün, ay ay yazılı belgelerde mevcuttur ve birinci elden yani muharrirlerin ve mahkeme hattatlarının ilk el kaleminden çıktığı gibi öğrenebiliyoruz. 

Şimdi sizlere 13 Nisan 1673 yılında Konya’mızın sille mahallesinde geçen bir olayı aktaracağız; Bir vergi haksızlığını silleli Rum vatandaşların Padişaha arz etmeleri üzerine padişahın Karaman vilayeti Konya sancağı baş kadısına gönderdiği bir ferman var elimizde. Aşağıya önce olayın tam Türkçesini ardından da Osmanlıcasının Latin harfleriyle yazımını veriyoruz, isteyenlerle asıl Osmanlıca metni de paylaşabiliriz; 

SİLLELİ RUMLARIN PADİŞAHA ARZUHALLERİ;  

“Köyümüz olan Sille Sultan Alaeddin vakfına ait olduğundan öşür, cizye ve diğer vergilerimizi Konya da bulunan vakfın sadece Cuma kılınan Alaeddin camiine mütevelliler eliyle düzenli öderken Sultan Murad beş vakit namazın da kılınması için gerekli şeyler arasında bizim vergimizi yıllık 20 bin akçeye çıkardı ve bundan başka bir şey istenmeyecek diye elimize hatt-ı hümayun vermişti. Halen bu şekilde aksatmadan ödeyip dururken 1643 yılında Konya mahkemesine Kâtip olarak atanan Mehmet, Alaeddin vakfını bozup cümle reâyâyı birer ve ikişer yaşında olan oğullarımızı, ameliyatta olanlarımızı haraca yazmakla tahammülümüzün dışında bize vergiler yüklenmiştir. Halimize merhamet olunup isimlerimiz tahrir defterinden çıkarılmazsa cümlemiz darmadağın ve perişan oluruz.” 

PADİŞAHIN KONYA KADISINA EMRİ;  

“Sille adlı köyün cizye hâneleri tahrir defterine göre üç yüz doksan altı hane olarak yazılı olmakla burasının Sultan Alâeddîn vakfı olup ellerinde bulunan hatt-ı hümâyun ve fermanlarımıza göre hallerine merhameten tahrir defterinden adları kaldırılıp eskisi gibi vergilerini vakfa vereceklerdir. Emr-i şerifim mucibince amel edip hilâfına kat’â rızâ ve cevaz göstermeyesiniz şöyle bilesiniz Sille reayasının ellerindeki fermanıma riayet ediniz.”    

Suret-i Emr-i Şerif Sille ahalisi yedleriyle kayd şud Vasale fî 25 Zilhicce sene 1083 Be makam-ı Edirne el-Mahrûse (13 Nisan 1673) 19. Cilt shf  89 varak 173  



Bu yazı 29498 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI