Bugun...

Mustafa Aslan AKSUNGUR
Yazım Güzel-Sanatı
Tarih: 16-05-2013 09:37:00 Güncelleme: 20-05-2013 23:25:00


Yazarın kendi alın-yazısını, kendi kalemiyle yazması gibi bir Tanrı sanatıdır  “Yazım  Güzel-sanatı”.  Kalemimiz, karmakarışık bir  düşünce kaosu içinde yüzer durur. Bazen alınyazımız kalemimize egemendir, bazen de kalemimiz alınyazımıza hükmeder. Bir başka deyişle: Yazar kahramanının alınyazısını yazarken, kendi alınyazısını da birlikte yazar; işleyip oracığa iliştirir. İnsanlığa armağan bırakılan her eser, sanatçısını yaşatan birer hece taşıdır. Kıyamete kadar insanlıkla birlikte yaşar durur...

Özene bezene yazdığımız her konu, çoğu kez yerine “cuk” oturmaz. Asi, çelişik ve hatta karşıt kılıklarla dökülür kalemimizden. Zeki, afacan çocuklarımızın arkamız sıra dil çıkaranşları gibi, dil çıkaranları bile olur arkamızdan. Ama biz, yine de bu oldu-bittileri kabullenmek zorunda kalırız. Yaydan çıkan ok geri çevrilmez çünkü. Hem sonra, bu ters kılıklarıyla bile az-çok hoşumuıza da giderler. Ne de olsa, “Kuzguna yavrusu şahin görünür”müş derler ya, işte aynen öyle. Buna,  bir tür, kaderimizi kendi ellerimizle özene bezene yaratacak yerde, ona kul-köle oluşumuzdur;  kadereci bir boyun kösüştür dersek, hiç de yanlış bir tanı koymuş olmayız.

Sözcükler canlı birer organizmadırlar: Yaşayan, gelişen, değişen, kıpır kıpır insan yaratığı birer canlı organdır sözcükler.  Yazar, bu canları bir kuyumcu titizliğiyle işleyip işe sürmekle yükümlüdür. Bu yüküm, yazarın üslubunu oluşturur. Her yazarın özel bir yazış biçimi vardır.Yazarlar, dünyaya düzen veren kılıçsız birer savaş eridirler... Görendir sanatçı; gösterendir!.. Yaşayan ve yaşatandır. Bütün bunlar, yine de  sanatçının ikincil nitelikleridir. Sanatçının asıl büyüklüğü, kahramnlarını istediği kalıplara dökerek, istediği biçimlerde yoğurması, onlara istediği biçimi vermesidir. Bundan daha büyük olanı da,  aynı kahramanlara kendi çıktıkları kalıpları kırdırtacak yetkinlikte, okurlarını   Düşünme Yetisiyle  donatma ustalığıdır.

Yazmak, bir kaderdir yazar için. Yazar, yazmadan duramaz. İşte Balzac, işte Tolstoy, işte Dosteyevski, işte Sait Faik vd. vd.. vd...

Hazır, “Yazar yazmadan duramaz!”  sözü açılmışken, bu yakıcı zorunluluğu bizlere biraz da, bizim büyük Yazarımız, Sayın Sait Faik Abasıyanık Ustamız anlatıversin:

“...Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi ki? Burada, namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sora tuttum, öptüm.  Yazmasam deli olacaktım...”  (Havuzbaşı - Son Kuşlar. Bilgi Yayıevi, 9. Baskı, s. 166.  Mart 1985 Ankara.)

Yazmak: Duygularımızı, düşüncelerimizi, düşlerimizi, dileklerimizi, hatta beynimizin işleyişini ve ilh.. yarınlara ulaştıran köprülerdir. Düşünceler kafamızda düşünce olarak kaldıkları sürece, gün gelir,  uçar giderler. Kalıcı olanlar, yazıya geçmiş olan düşüncelerdir. “ –BAŞLANGIÇTA  SÖZ  VARDI!” diyor Kutsal kitap (İncil). Eğer başlangıçtaki söz yazıya girmeseydi, bugün onu Tanrılar  bile unuturdu! Bir de yazıya geçirilip de basılamayan, insanlığa sunulamayan boynu bükük sözler vardır. İşte onlar da, görevlerini yeterince yapamamış olan  “İnsanlık” için birer beyin ağrısıdırlar. Bilgi Ummanlarına akıp gitmeleri gerekirken, yolları kum çöllerine uğramış  cılız derecikler gibi yutulup unutulmaktadırlar. O kızgın kum bu dereciklerin yarısını yer, yutar, öteki yarısını da buharlaştırır, bir varmış.. bir yokmuşa çeviri-verir...  “Baki kalan bu kubbede bir hoş sada”  bile bulamayız geride!.. 

WC. kapılarına, hapisane duvarlarına, kamyon kasalarına vb. yerlere yazılan yazıların pek çoğu, gerçek birer yazım sanatı ürünüdürler. Bunların da derlenip, toplanıp yazılı-basılı eserler haline getirilmeleri gerekir. Bunlar birer yazarlık borcu, birer insanlık borcudur... Bir yazar olarak da, bir insan olarak da yazıklanıyorum  o yanmadan sönen insanlık  ışıklarına!.. Gelin el-bürliğiyle yakalım bu insanlık ışıklarını; günümüz de aydınlık olsun, gecelerimiz de...

Ben buracıkta aklıma geliveren “Bu Tür Yazılar”dan birkaçını sunmadan geçemeyeceğim. Bu Milli Kültür ürünlerimizin  derlenmesi için bunu bir başlangıç sayalım isterseniz. Başlıyorum, buyurun:

Kamyon arkası yazıları:

Rahmetli de sollamıştı...

Baban yorgun, sen geç git oğlum!...

Gece deme, gündüz deme bas gaza debriyaja; //  Kazan, kazan  ver vergiye, ver stopaja!..

Beni anlayan bir tek sen varsın; sen de yanlış anlarsın!...

Fordun ara gazına, bir de güzel kızların nazına tutkunum ben!..

Hızı seven, ölümü de hızlı sever!..

Ömür biter, yol bitmez!...

Hatamı yazsam, gelişli gidişli on otobanlar doldurur!..

Yolların kralıyım!...

Dağlara sarar  yolum, ben sana mecvburum!...

Kıskanma ne olur? Çalış oğlum, senin de olur!...

Önünü görmeden sollamak, Azraile davetiye yollamak olur evlat!...

Sakın çarpışma!.. CHP. mitinginden fazla adam toplanır başına sonra!..

Tuvalet kapısı yazıları:

Buraya giren, buradan çıkar!...

Burayı nasıl görmek istersen öyle sıç; öyle bırak!...

Götünü kenefe açmayanı göster sen bana; // Kabak gibi bir göt vereyim ben sana!...

Ossurmadan sıçılmaz!...

Ossurturlar adamı!...

Dünyanın en yakışıklı keyfi: Sıçmaktır!...

“El şakası yapma bana da, dilinle yüzüme bok sür!...” (Bir Atasözümüzden uyarlamışlar.)

“Elleri görünce  şapır şupur; // bize gelince Yarabbi şükür!.. // Öyle mi!...?”

Yırtılan *m  yama tutmaz!...

Duvar yazıları:

Bunu yazan Tosun; okuyna koysun!...

Seversen böyle sev; ölüme giderim seninle!...

Ne mutluk zindan duvarları sana: Şeyh Bedreddinleri..Namık Kemalleri...Hikmet Kıvılcımlıları ve daha nicelerini.. nicelerini gerdeğinde yıllarca ve onurluca ağırladın...

Nice nice ispiyonlar gördü bu sağır duvarlar!...  24 Eylül 1992

Mustafa Aslan AKSUNGUR

Eğitimci-Araştırmacı-Yazar

Memurevleri Mah. Tonguç Cad. 205 Sok.

Göksoy Apt. Kat:7  No: 2 / 44 ANTALYA

Tel: (0242) 345 90 32 + (0535) 445 55 11

[maslanaksungur@gmail.com]  



Bu yazı 2447 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI