Bugun...

Naci SÖZEN
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını Kutluyoruz
Tarih: 20-05-2013 23:43:00 Güncelleme: 18-03-2014 16:24:00


         Türk Milleti, özellikle, Türk Gençliği, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nın 94. Yıldönümünü tüm yurtta ve KKTC’nde coşku içinde kutlamaktadır. 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Atatürk, Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve bu gün itilaf devletlerinin işgaline karşı Kurtuluş Savaşı'nın başladığı gün kabul edilmiştir. Atatürk, bu bayramı Türk Gençliğine armağan etmiştir. TBBM tarafından kabul edilen 20 Haziran 1938 tarihli kanunla "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanan bu ulusal bayram, 12 Eylül Darbesinden sonra “Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı” adını almıştır.

            Bilindiği üzere, Osmanlı İmparatorluğu ile müttefikleri, 2. Dünya Savaşında yenilince, savaşın galibi olan devletler aralarında Anadolu’yu paylaşmış ve işgale başlamışlardı. Mustafa Kemal bu işgal ortamında, 19 Mayıs 1919 günü bir kaç arkadaşı ile birlikte Samsun’a çıktı. Kafasında yeni Türkiye Devleti’nin kurulması fikri vardı. Bu devlet dört bir cephede verilecek olan Kurtuluş Savaşı, iç isyanların bastırılması ve siyasi mücadeleler sonunda gerçekleşecektir. Kurtuluş Savaşının özü, Amasya Genelgesinde yer alan “ Milletin Bağımsızlığını yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır. “maddesinde ifadesini bulur. Kurtuluş Savaşı ve Atatürk devrimlerinin iki hareket noktası (dinamiği) vardır. Bunlar; “ tam bağımsızlık“ ve “kayıtsız şartsız millet egemenliği “ dir. Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve  bu savaşı kazanan   şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA  veya YOK OLMAMA  mücadelesi niteliği taşımaktaydı.

         Mondros Mütarekesi ve Sevr Andlaşması ile paylaşılan ülkemiz, Atatürk önderliğinde, Milletimizin azim ve kararı ile verdiğimiz mücadelenin sonunda kurtarılmış ve işgalciler geldikleri gibi gitmişler, Türkiye için diplomatik bir zafer olan Lozan Barış Andlaşmasıile Milli sınırlarımız çizilmiş, Türk İstiklal ve Hakimiyeti  tüm dünya tarafından resmen tanınmıştır.

         Daha yolun başında hazırlanan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasamızda “ egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu “ ilan edilmişti. Bu doğrultuda, 01 Kasım 1922 tarihinde Saltanat kaldırılmış, 03 Mart 1924 tarihinde de Hilafet kaldırılmıştır. Nihayet, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti tüm dünyaya ilan edilmiş oluyordu. İç isyanlar, siyasi mücadeleler, suikast ve Menemen olayı gibi sayısız güçlüğe rağmen, sonuca  Atatürk liderliğinde kararlılıkla ulaşılmıştır. Cumhuriyet 29 Ekim 1923 günü ilan edilmiştir. Başlangıçta, “ Ya istiklal, Ya ölüm “ parolası ile başlamış olan mücadele, “ Ne mutlu Türküm diyene “ ilkesi ile MİLLET  olma yolunda başarıya ulaşmıştır. Atatürk, “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz,  Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir” demiştir.

            Atatürk, daha 01 Mart 1922 günü, TBMM yasama yılı açış konuşmasında  her devletin içinde bulunduğu sosyal yaşantısı ve uygarlık derecesine uygun bir hukuki mevzuatı vardır. Bizin milletimizin adalet düşüncesi ve anlayışı hiç bir uygar ulusun seviyesinden aşağı değildir. Bu nedenle, hukuki mevzuatımızın tüm uygar devletlerin kanunlarından eksik olması düşünülemez“ diyerek konunun önemini vurgulamıştı. Çalışmalara hemen başlanarak, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu İsviçre, Ceza Kanunu İtalya, HUMK. İsviçre, CMUK. Almanya, İcra İflas Kanunu İsviçre, Ticaret Kanunu muhtelif ülkelerin kanunları, İdare Hukuk ise Fransa kanunları iktibas edilerek yürürlüğe konmuştur.

         Çağımızın devletleri, başarılarını ve güçlerini milli eğitimlerinde bulurlar.  01 Kasım 1928 ‘de Latin esasından alınan harfler Türk dilinin özelliklerine göre değiştirilerek yeni Türk Alfabesine geçilmiş ve Arap harflerine son verilmiştir. Böylece, okuyup yazmak kolaylaşmış, kısa sürede tüm yurtta seferberlik başlatılmıştır. Atatürk bu okuma – yazma seferberliğinde “ BAŞÖĞRETMEN “ görevini üstlenmiştir. Bu devrim, Türkiye’yi batı dünyasına yakınlaştırmış olup, önemi günümüzde çok iyi anlaşılmaktadır. Atatürk “tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir “ diyerek, tarihi zenginliğimizi ve doğruları ortaya çıkarmak için Türk Tarih Kurumunu kurmuştur. Dil ise, MİLLİ varlığı destekleyen en büyük dayanaktır, etkendir, ortak bağdır. Türk dilinin kendi milli benliğine kavuşması ve zenginleştirilmesi için Türk Dil Kurumu kurulmuştur.

         Atatürk, daha, 1923 İzmir İktisat Kongresinde “Milli Egemenlik ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir “ diyerek konunun önemini nede güzel ve isabetli olarak ortaya koymuştur. Devlet, ekonomik hayatı düzenleyecek ve geliştirecektir. Hammaddesi yurt içinde yetişen dallara öncelik verilecektir. Kalkınmak için sanayileşmenin zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Planlı kalkınma modeli seçilmiş, MTA, EİE, Etibank, Şeker, Kağıt, demir-çelik ve tekstil alanlarına öncelik verilmiştir. Birinci 5 Yıllık Kalkınma Planı 1934 yılında başlatılmış, ulaştırmaya önem verilmiş, özellikle demiryolu ağının genişletilmesi üzerinde durulmuştur.

         Atatürk, Cumhuriyetin 10. Yılı söylevinde “ az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir “ demiştir. Bu vatanın kurtarılması yolunda şehit olan binlerce Taşeli Yöresi kahramanı ve Cumhuriyetin kurulmasında görev almış olan Ermenekli 1. Dönem TBMM  Konya Milletvekili Merhum Hulusi GÖKSU dahil olmak üzere,  tüm şehitleri, gazileri ve hizmetler yürütmüş olan öncü insanları saygı ve rahmetle anıyoruz.

         Ulu Önder Atatürk, “ yurtta sulh, cihanda sulh “ derken, bir taraftan, yurt içinde huzur ve sükunu, güven içinde yaşamayı amaçlamış, diğer taraftan da, milletlerarası barış ve güvenliğin önemini işaret etmiştir. Devlet, öncelikle, milletin birliği ve güvenliği, vatandaşların huzurunu ve sevgi ortamında temel hak ve özgürlüklerden faydalanarak yaşamalarını temine çalışır. Bu barış ortamı siyasi ve hukuki düzenlemelerle sağlanmıştır. Dünyada barış ise, milletler arası uyuşmazlıkların barışçı yollarla, kuvvete başvurmadan çözüme kovuşturulmasını öngörür.  Türkiye, dünyada, Avrupa’da ve bölgesinde ortaya çıkan oluşumların, ya kurucuları arasında yer almış, ya da ilk üyelerinden olmuştur.

         Türk Devleti ve Milleti, Atatürk İlke ve Devrimleri doğrultusunda, başlangıçtan itibaren yönünü Batıya çevirmiştir. Nitekim, Büyük Atatürk, "Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir. Ve bir milletin terakkisi için de bu yegane medeniyete iştirak etmesi lazımdır" diyerek Batı medeniyetini işaret etmişti. Yine, O, "Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye'de asri binaenaleyh garplı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmeyi arzu edip de garba teveccüh etmemiş millet hangisidir ?” diyerek, bir sorgulama yapmış, yeni Türkiye'nin hedefine yön vermiştir.

         1938 yılında yazılan bir eserde, Türk Devriminin, sadece, Türkiye'yi canlandırmakla kalmadığı, aynı zamanda, bütün dünyaya yol gösteren bir devrim hareketi olduğu, uyuyan bütün Doğu milletlerinin (Üçüncü Dünya) uyanıp silkinmelerine neden olacak bir hareket olduğu, vurgulanıyordu. Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşı ile Birinci Dünya Savaşının galip devletlerinin emperyalist baskılarına karşı duran, onlara karşı başarı kazanan ilk devlet olduğu için diğer devletlere de örnek olmuştur. Bu yönüyle, Türkiye'nin, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde,  9 Mayıs 1919 günü başlayan kurtuluş mücadelesi, Batı dünyasında takdirle karşılanmıştır.  Emperyalizme ve istilacılara karşı istiklal mücadelesi yapacak olan Doğu dünyası, gönlünde bir milli kahraman, idealinde bir kurtarıcı, yani, Mustafa Kemal arıyordu. O'nun evrensel yönü hakkında söylenenlere kısaca göz atmak gerekirse; şu örnekleri vermek mümkündür ;

          Çinli lider Çan Kay Şek, "Atatürk'ün hayatı ve eseri sadece Türkiye için değil, fakat dünyanın bütün hür milletleri için ilham kaynağı olmakta devam edecektir" der.

          Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han ise, "Atatürk, yalnız bu asrın en büyük adamlarından biri değildir. Biz, Pakistan'da O'nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz...0 İslam dünyasında yeniden siyasi uyanış istikametinde ileriye doğru cesur bir adım atan bir avuç insandan biriydi" şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

-       Hindistan'ın kurucusu Nehru ise, Atatürk'ün bağımsızlık yolundaki başarısına hayran olduğunu ifade etmekten kendini alamadığı gibi, "biz, o tarihlerde O'nun bağımsızlık hareketiyle son derece meşguldük" demiştir.

-       Atatürkçülüğün evrensel değeri özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra daha da anlaşılmıştır. Ekonomik ve sosyal bakımdan geri kalmış bir çok millet, Batıya yönelirken, Batı demokrasisine geçerken Atatürkcülük’den yararlanmanın yolunu aramıştır.

-      Prof. Maurice Duverger  “Batıya doğru yönelmeyi arzulayan bu yarı gelişmiş ülkelerin, kısa zamanda batı standartlarına yükselmeleri, ancak, Türkiye Cumhuriyeti  tecrübesi ile mümkün olabilecektir  demiştir.

-       Tunus Başkanı Burgiba, Atatürk için "O, asırlarda bir gelebilecek devlet adamlarından biriydi" demiştir.

-       Sonuç olarak; Atatürk, fikirleri, görüşleri ve "Türk Devrimleri " adı verilen eseriyle, tüm dünyada yankılar uyandırmış bir liderdir. Bu yankılar sebebiyledir ki, Atatürk için bir niteleme aranırsa "çağını aşan lider" sıfatından daha uygun bir ifade olamaz. İşte, Atatürk'ü evrensel yapan yönü de budur. Kurtuluş Savaşı’nın Baş Komutanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü bu anma gününde, hasret, rahmet, minnet ve saygı ile anıyoruz ve Türk Gençliği’nin bayramını candan kutluyoruz.

Derleyen : Av. Naci SÖZEN, 19 Mayıs 2013, ANKARA



Bu yazı 2891 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI