Bugun...

Prof.Dr.M.Sıtkı ARAS
Sütten Ağzın Yanması ve Osmanlı Fobisi
Tarih: 25-12-2013 06:31:00 Güncelleme: 25-12-2013 06:33:00


Halkımızın inancına göre insanların şerefle taşımış oldukları cesaret, aksiyon, yiğitlik gibi vasıflara gözbebeklerinde gizli olan kurtlar kaynaklık etmektedirler. Herhangi şiddetli bir korku karşısında bunlar ölerek sıralamış olduğumuz güzide vasıfları da birlikte götürmektedirler. Bu ölüm olayı “gözünün kurdunun kırılması” olarak adlandırılmakta ve failine karşı ömür boyu şiddetli bir fobi meydana getirmektedir. Bu insanla insan, insanla hayvan, insanla tabii varlıklar arasında olduğu gibi devletle devlet, milletle millet arasında da vukuu bulabilmektedir. Bunun örneklerine geçmişte de günümüzde de çokça rastlanmış ve rastlanmaktadır. Mesela Hz. Ömer Efendimiz Hendek Savaşında Hz. Ali tarafından cehenneme gönderilmiş olan meşhur Arap pehlivanı Amr-bin Abd için şöyle bir olay anlatmaktadırlar; “ Çocuktum bir kervana refakat ediyordum, bir vadide bin haraminin baskınına uğradık içerimizde Amr’ın olduğunu anlar anlamaz hepsi arkalarına bakmadan kaçıştılar.” Halkımız hiçbir el ayak etmeden bu kaçışın sebebini ona karşı önceden gözlerinin kurdunun kırılmış olduğuna bağlamaktadır. Benzer şekilde tarihçilerimiz Allah (c.c)’un aslanı olan Hz. Ali Efendimiz’ den de müşriklerin aslandan kaçışan koyun sürüleri gibi kaçıştıklarını yazmaktadırlar.

 
       Bu olayın insanla hayvan arasında olduğunu da söylemiştik. Bir deli için şöyle bir fıkra anlatılır. Derler ki delinin birisi kendini darı sanmakta ve tavuklardan korkmaktadır, yakınları darı olmadığı konusunda kendisini ikna ederler. Ancak kısa bir zaman sonra bir tavuğun önünde kaçışının sebebini sordukları zaman “Ben kendimin darı olmadığını biliyorum ama, bakalım tavuk da biliyor mu?” Cevabını alırlar. Benzeri şekilde yakın geçmişte çevremizde (Pasinler) yaşamış olan Dede Bey isimli alim, fazıl, hanedan bir zatın fareye karşı olan fobisi üzerine de fıkra olacak nitelikte çokça olaylar uydurulmuştur. Bir tanesi şöyledir; Bir gün atının sırtında yolculuk yapmaktadır. Tesadüfen yanından geçen komşuları bir noktada mıhlanmış olmuşçasına beklemekte olduğunu görürler. Sebebini sordukları zaman atının sırtında parmağı ile bir noktayı işaret eder. Dikkat ederler ki işaret edilen yerde bir sıçan deliğinden başını çıkarmış etrafı kolaçan etmektedir. Meğerse büyük hanedanımız bundan korkarak yoluna devam edememektedir.
 
       Yukarıda da arz ettiğimiz gibi devletlerarasında da bu durum göze çarpmaktadır. Bu zaaftan bir zamanlar dünyaya korkular salan büyük Osmanlı bile kurtaramamıştır. Bilindiği üzere Kırım bir zamanlar Osmanlının bir beyliğidir. Komşuları olan Ruslarla sık sık çarpışmakta ve ilk sıralar onları yenmektedirler. Ancak rakiplerinin topa sahip olmaları üzerine düşmanın silahı ile silahlanmadıkları için yenilir ve istiklallerinin kaybederler. Top döktürmek için her ne kadar uğraşırlarsa da başta Kanuni olmak üzere hiçbir padişahtan müsaade alamazlar. Çok merak etmiş olduğum bu izin verilmeme sebebini büyük tarihçimiz Turan YAZGAN Bey hocamıza sorduğum zaman iki kelimelik tek bir cümleyle cevap almıştım; “ Timur fobisi.”
 
        İftiharla belirtmek isteriz ki devletimiz dünya muvazenesini eline alma yolunda her gün biraz daha fazla mesafe almaktadır. Ancak Amerikalısı da, Avrupalısı da, Asyalısı da, Acemi de, Arab’ı da buna mani olmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu taş koyuşun en büyük sebebi ise Osmanlı fobisidir. Sütten ağızları yananların yoğurdu üflemeleri belki normaldir; ama bu tavırlar gelmiş geçmiş dünyanın en adil imparatorluğu olan Osmanlı’ya karşı büyük sütsüzlük olmaktadır.


Bu yazı 2480 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI